Yaşadıkları çağı ve koşullarını düşündüğümüzde Anadolu’nun yurt tutulmasında Hünkar Hacı Bektaş Veli ve ardıllarının payı yadsınamaz. 13 yy Türklerin Anayurtlarından olan Horasan bölgesinde baş gösteren kargaşa, Moğol istilaları, Arap akınları ve kardeş kavgalarına sahne olmaktadır. Bu kargaşadan kaçan Oğuz Boyları Anadolu’ya kültürlerini inançlarını da getirmişlerdi. Ahmet Yesev’i ardıllarının “Yetmiş iki millete bir nazar ile bakınız”. Şiarı ile Anadolu’nun çeşitli yerlerinde ilim ve bilim meşalelerini yakmışlardı. Onlar sevginin ve bilginin bekçisi, Hak hem halk adamlarıdır. Hal ehlidirler, yol ehlidirler, dil ehlidirler, engin gönüllü kutsal öğretmenlerdir. Dilleri barıştır. Sevgidir. Yerleri gönüllerdir. Yunus der ki” Bir gönül yıktın ise Kabe’ye gitme” Kabe insan yapısı, gönül Hak kapısıdır. İşte bu gönül erenlerinin izleri tarihin hiçbir döneminde silinmemiştir. Onların tarihi halkın ruhunda, gönlünde yazılıdır. Antalya Elmalı’ya dergahını açan Abdal Musa Sultan Haktan aldığını halka vermek, Hak için zikretmek, gönülden gelen zikri, ustan gelen fikir ve ilmi etrafındaki dervişlerin usuna anlatır.  Yedi iklim dört köşede ilmi ararlar. Aradıkları ilim şehrinin kapısı Ali’dir. Bilirler ki her insan Yaratanın yansımasıdır. Işıkların ışığı Hak’tır. Hak gerçektir. Dergahlarında eğri kulun değil, eğri kılın bile sokulmadığı cemlerin, ilahi aşk ile semah dönülmüş, muhabbetlerin içinde pişmiştir onlar. Kırk yıl taşıdığı odunda bile eğrilik yoktur. Tekkesinde onun bütün teri çabası nefsi, benliği, cehaleti, yenmek üzerinedir. Onun verdiği çıkınına alanı kadardır herkesin. Onunun verdiğini alan talibidir. Yüce Allah der ki; Rızkı herkese, ilmi isteyene veririm. Dergah ehlinden bir büyüğüm bana” Allah ilmini artırsın yavrum” derdi. Bunun anlamını o yaşlarda bilemezdim, ancak şimdi anladım. Işığın bol olsun Fındık Ana (Hızır Samut Ocağı). Abdal Musa Sultan çok geniş bir coğrafyada bilinip sayılmakta adına kurbanlar tığlanmakta, lokmalar pişirilip, cemler yapılmaktadır. Alevi- Bektaşi topluluklarının ulularındandır. Mistik yaşamı ve askeri, ilim ve bilim adamlığı günümüze kadar gelen Solak (ters) değirmeni meşhurdur. Abdal Musa Sultan’nı yaşamı ile ilgili çeşitli söylenceler vardır. 6 Nisan 1326 yılında Orhan Gazi ile Bursa’nın alınmasına katılmıştır. Katkılarından dolayı Alaiye yöresi kendisine yurtluk verilmiştir.

Abdal Musa Elmalı Tekke köyünde dergahını kurduğu dönemde, Alanya Karamanoğulları tarafından yönetiliyordu. Karamanlı Alaiye bey’i Hüsammeddin Mahmud’un Gaybi adında ava meraklı bir oğlu vardı. Gaybi av esnasında önünde koşan bir geyiği yaralar. Yaralı geyik Abdal Musa dergahından içeri girer. Gaybi dergah kapısına gelip yaralı geyiği ister. Kapının önüne çıkan Abdal Musa Gaybi’ye “Okunu tanırmısın evlat” diye sorar. Evet cevabını alınca, Abdal Musa sağ göğsünün altında saplı oku gösterir. Gaybi olanlar karşısında “ Sultanım ben ettim, sen etme ben artık buradan başka bir yere gitmem” der. Arkadaşları Gaybi’nin babasına bildirirler. Babasının çabaları sonuç vermez. Babası ile barışan Gaybi’ye Abdal Musa “ Kaygılarımız kalmadı. Gaybi senin adın Gaygusuz olsun” der. Gaybi ileride Mısıra’a dergahını açacak Alevi Bektaşi edebiyatının piri olarak anılacaktır.

SOLAK DEĞİRMEN: Elmalı Tekke köyünde yaşayan Marko adlı bir Rum’un günümüzdeki Çaybaşı (Değirmen köy) köyünde bir değirmeni vardır. Abdal Musa dergahın yoğunluğu nedeni ile burayı işleten Marko’ya değirmeni kendisine satmasını isteyince Marko Abdal Musa’yı kovar. Abdal Musa “ Beni nasıl kovarsın burası benimdir” diyerek mahkemeye başvurur. Kadı herkes değirmeni tanımlasın deyince Marko” Benim değirmenim dört taşlıdır, başka bir marifeti yoktur” diye ifade verir. Abdal Musa ise “Marko nasıl sahibi olabilir, benim değirmenim dört taşlıdır. En baştaki taş solak döner. Olay yerinde inceleme yapılır. Değirmen Abdal Musa’ya verilir. Marko Abdal Musa’ya gelerek dergaha derviş olur. Abdal Musa Marko’nun isteği üzerine adını da “Murat baba” koyar.

Yakın zamanda ustalar değirmenin sağa dönerek çalışması için uğraşırlar ancak, Değirmene ilk su salımında çark ve tablar parçalanmıştır. Solak değirmen senenin belli sürelerinde boş iken dönmekte az bir un çıkarmakta bu unu yöre insanı paylaşıp lokma edip yemektedirler. Yörede Abdal Musa ile ilgili tüm değerler canlı bir biçimde yaşatılmaktadır. Uçar su senenin belli zamanında dağın bu yüzüne, kışın öbür yüzüne akması, Yeşil göl ve gölden çıkan at, Yürüyen Dağ, Kazan ile Altın, Gelin Pınarı gibi söylenceler meşhurdur. Abdal Musa adına her sene anma etkinlikleri düzenlenmektedir.

Yöre doğal güzellikleri ve Mistik açıdan ziyaret edilecek yerlerden önemli bir bölgedir. Ziyaretçisine çok şey katacağına şüphe yoktur.