Dâhiliye Nazırı Süleyman Soylu, Demokrat Parti geleneğinden AK Parti’ye uzanan Türkiye siyasi hareketliliğine yakinen şahitlik etmiş bir isim..

Menderes’le başlayıp Özal ile devam eden serencamı iyi etüt ettiğinden olacak ki,  darbelerin ülkeye verdiği zararı meydanlarda cesur bir yürekle haykıran bir siyaset adamı..

Genç yaşına rağmen ciddi bir siyasi birikime sahip ve bu birikimi Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki Türkiye’nin merkez partisi AK Parti çatısı altında ülkesi için bir hizmete dönüştürmeyi tercih etmiş bir devlet adamı..

Yıllar önce Mardin’de düzenlediğimiz Konu-Konuk buluşmasında “Türkiye’de bir takım siyasetçilerin kozmik odalarda özel üretilip piyasaya pazarlandıklarına dair” açık yürekli sözlerini hayretle dinlemiştik.

Daha sonra yine USTAD tarafından tertiplenen “Yeni Anayasa ve Sivilleşme” konferansında, genelde ülkemiz özelde bölgemiz için düşüncelerini samimiyetle aktarmıştı.

Konuşmasını dinlerken kendi kendime, böyle bir birikimin Erdoğan gibi bir asra damgasını vuran bir liderin yanında olması / durması gerektiği konusunda temennilerde bulunmuştum.

Bu temennim çok geçmeden gerçekleşti ve AK Parti ile kabinede yerini aldı.

Son olarak ta kendisine, Cumhuriyet Türkiye’sinin tarihi boyunca içten ve dıştan en fazla saldırıya maruz kaldığı böylesi bir dönemde Dâhiliye Nezareti görevi tevdi edildi.

Bu görev kendisine verilmezden önce ülkenin yaşadığı çözüm süreci ve sonrasında gelişen badireleri uzun uzadıya anlatacak değilim.

Lakin görevi devraldığında, çözüm sürecinin samimi mimarı Erdoğan’ın kırmızı çizgisinin dışına Ondan bihaber çıkan ve süreci nerdeyse bölgeyi bölünmeye kadar eviren basiretsiz bir ekibin bıraktığı büyük bir problem onu bekliyordu.

 AK Parti iktidarı öncesi şefkatsiz kudret üzerine kurulu jakoben devlet anlayışının ardından Erdoğan’ın Cumhuriyet döneminin belki de en büyük kardeşlik projesi olarak başlattığı çözüm sürecini istismar ederek pompalanan kudretsiz şefkatin oluşturduğu başıbozukluk problemi alabildiğince artmıştı ki, ilkinden daha vahim olan bu problemi çözmek oldukça zor görünüyordu.

Ortaya öyle bir vaka çıkmıştı ki, devletin hem acziyetini ortadan kaldıracak kudretini, hem de bölge insanının geçmişten izleri henüz silinmemiş travmayı yeniden yaşamaması için şefkatini aynı anda göstermesi gerekiyordu.

Bütün bunların üstüne FETÖ meselesi ve 15 Temmuz hıyanetini koyduğunuzda, bu badirelere karşı halkına sürekli yalnız olduğuna dair haklı serzenişte bulunan Sayın Erdoğan’ın yanında yerli ve milli düşüncelerle yoğrularak bu günlere gelmiş bir Dahiliye Nazırının ne kadar gerekli ve hatta bir şans olduğunu görmek işten bile değil..

 Yanlış anlaşılmasın.

Bu satırları Demokrat Parti geleneğinden ziyade İslami siyasal gelenekten gelen bir isim olarak yazıyorum.

Ama bölgede çözüm sürecinin akim bırakılması ve sonrasına yaşanan badireleri adım adım izleyen ve bunun temelinde İslam sosuna bandırılmış münafıkların büyük bir pay sahibi olduğunu da çok iyi gözlemleyen biri olarak yazıyorum.

Yiğidi öldür lakin hakkını inkar etme..

Yıllarca duymaya alıştığımız “Terörün belini kıracağız”, “Bıçak kemiğe dayandı”. “Devlet güçlüdür gereğini yapacaktır.” Sözlerinin yapmacık teselliden kurtulup ete kemiğe büründüğünü ilk defa Sayın Soylu ile gördü bu millet.

Bir yılda binlerce operasyon yaptırmasına rağmen operasyon yapılan bölgeyi korkmadan, yorulmadan, sıkılmadan yüzlerce kez ziyaret eden, ilçe ilçe dolaşarak halkın arasına karışan bir Dahiliye Nazırını İlk defa gördü bu millet..

Hele de, terör olaylarına hem operasyon yapan, hem de bu operasyonların neticesini masa başında kendisine iletilen raporlarla değil de, bizzat bölge insanıyla paylaşarak memnuniyetlerini yüzlerinden okumaya çalışan bir Dahiliye Nazırını..

Sadece devletin kudreti ve şefkati mi?

Elbette değil.

Kim ne derse desin.

Kim hangi ucundan sahiplenmeye çalışırsa sahiplensin.

Son seçimde bölge insanının Recep Tayyip Erdoğan sevgisini sandığa yansıtabilmesi için hem güvenlik tedbirleri alarak, hem de bu bölgede seçim bölgesi Trabzon’dan daha fazla bulunarak Doğu ve Güneydoğu'daki oyların 10 puana yakın artmasını sağlayan esas kahraman Sayın Soylu’dur.

Bakmayın siz etkin kalemlere ulaşıp dezenformasyon yapabilen bölgedeki birtakım aktörlere.

Bakmayın siz çeşitli etnik unsurların verdiği oyları HDP namına AK Partiye pazarlamaya çalışan AKP’li birtakım insanların yalanlarına..

Hele bir sahayı gezin de görün..

Güvenlikten dolayı sandığa iradesini yansıtma memnuniyeti yüzlerinden okunan Kürtlere, Araplara ve Zazalara bizzat şahit olun.

Bölgedeki sesin sadece kavmiyetçi bir yapıdan ve onun mahallede yuvalanmış yeşil versiyonundan ibaret olmadığını, kendisine dokunulduğu zaman sessiz çoğunluğun çığlığına şahit olun.

Dün, Mardin Derik ilçesinde Şehit Kaymakam Muhammet Fatih Safitürk adına yaptırılan okulun açılışındaki atmosferi görmeliydiniz.

Herkes bilir ki, eskiden bir bakan geldiğinde ortalık kalabalık görünsün diye bürokratlardan dolgu malzemesi yapılırdı.

Oysa dünkü poşulu şalvarlı yerel kıyafetli halkın törene beklenenden daha kalabalık katılması net bir şekilde gösterdi ki güvenlik önlemleri sonrası bölgede bir şeyler iyi gidiyor.

Sayın Soylu’da bunun gayet farkında.. Kendisiyle tokalaşırken yaptığımız ayaküstü sohbette söylediği “Şu heyecanı görüyor musun? Geçen yıllar nasıldı şimdi nasıl” sözleri devletle milletin kaynaşmasından aldığı lezzetin net bir ifadesiydi.

Hele de, Soylu konuşmaya başlayınca alkış tufanına katılan bir Derikli vatandaşa yanaşıp sorduğum soruya aldığım cevap daha da manidardı..

--Adam gibi adam değil mi?

Dönüp yüzüme baktı.

--Ne vıloye? Diye gülümseyerek tekrar ettiğim soruma kendisi de gülümseyerek

--Kuranıma öyle..! Onu görünce sanki Tayyib’i görüyorum.

Bu millet Tayyib’i Allah için seviyor.. Tayyib’le sağlam yürüyenleri de seviyor.

Lakin;

Bölgedeki krizi dudakları uçuklatan haksız kazanç fırsatına dönüştüren hiç kimseyi sevmediği gibi nasihat etmeye çalışanlara da itibar etmiyor.

Erdoğan’a olan taban muhabbetini, haksız serveti, abartılı aşireti, desteksiz sivil toplumu, camiası, tarikatı ve sendikası veya etkin iletişimi ve hitabet gücü üzerinden pazarlayan bölgesel aktörlerden artık pek hoşlanmıyor. Elbette bunlar da toplumun birer gerçeği lakin Beştepe ile arasındaki muhabbet kanalının nezih aracılarla yürütülmesini desteğin sürekliliği için daha yeterli buluyor 

Bu vesileyle Şehit Kaymakam Muhammet Fatih Safitürk’e Allah’tan rahmet diliyorum.

Sağlıcakla kalın.

@akgulahmet