FETÖ’NÜN İNTİKAM REFLEKSİ VE MAĞDURİYET TABANINI GENİŞLETME STRATEJİSİNE HİZMET EDEN HÜCRELER

FETÖ ile mücadelede bir takım hataların olabileceğini bu hataların mağdurları bile inkar etmiyor. O yüzden de o hataların kurbanı olan binlerce insan devletine küsmeden, ye’se kapılmadan sabırla o haksızlıkların giderilmesini bekliyor. Ancak üzülerek ifade etmek gerekirse, öyle detaylar var ki; bir hatadan çok ORGANİZE bir kötülükten söz etmek çok daha mümkün.

Aslında buna dair geçmişte yazdığım yazılarda önemli bir noktaya dikkat çekmiştim. Örgütün kendine yönelik mücadeleyi sekteye uğratmak için mağduriyet tabanının olabildiğince genişletme stratejisine dikkat çekip bunu da daha çok kamudaki uyuyan hücreler ve “kurgulanmış itirafçılar” ağı üzerinden hayata geçirmeye çalıştığını aktarmıştım.

Binlerce masumu FETÖ ile aynı cephede gösteren bu ORGANİZE kötülüğü, emsal sayılacak iki somut örnekle aktarmak istiyorum.

Birincisi polis memuru E.D…

Çocukluğu Ocak'larda geçmiş, ailesi MHP kurucusu, Ülkücü kimliği ile bilinen biridir

Meslek hayatı FETÖ’cülerle mücadeleyle geçer; hem de herkesin örgütü “hizmet”, “cemaat” payeleriyle kutsadığı dönemlerde.

Yılmadan usanmadan, gözünü budaktan esirgemeden örgütün Emniyet içindeki yapılanmalarına kafa tutar. Bu yüzden de örgüt onu “örgüte düşman” kodu ile fişlenir.

15 Temmuz gecesi, FETÖ’nün arbe girişiminden haber olur olmaz soluğu çalıştığı birimde almış, indirilen Türk bayrağını asar ve arkadaşlarını FETÖ’cü ihanete karşı direnmeye çağırır. Bütün bunlar yaşanırken de “içerdeki ihanete” birebir tanıklık eder.

O bu ihanetlerin hesabını soracağı günleri, o ihanetlere tanıklık edeceği günleri iple çekerken 16 Kasım 2016 tarihinde 677 sayılı KHK ile ihraç edilir.

Sebebini öğrenmeye çalışır. Nihayet ihraç gerekçesinin meslek hayatı boyunca mücadele ettiği FETÖ olduğunu öğrenir. Hem de onun için “çok ama çok özel bir anlamı olan” örgütün haberleşme ağı ByLock kullandığı iddiasıyla. Neden mi özel bir anlamı var? Çünkü E.D., Bylock'u ilk zikreten ve soruşturmalara girmesini sağlayan tanıklarda 'y' ile ilgili görevlerde önemli rol almış biridir.

E.D.’nin telefonları incelenir, birden fazla bağımsız Adli Bilişim Uzmanı tarafından hazırlanan raporlarda kullandığı cihazlarda isnat edilen ByLock’un izine bile rastlanmadığı rapor edilir. Bu arada Savcılık soruşturması, akabinde gelen yargılamada hazırlanan iddianamenin copy-paste olduğunu gösteren çokça iz vardır. Mesela Bank Asya suçlaması… Oysa MASAK dahil ilgili kurumlardan istenilen raporlarda böyle bir bulguya rastlanmamıştır.

Aynı şekilde, yargılama sürecinde ByLock kullanmadığını dile getirmekle kalmaz, dava dosyasına giren Adli Bilişim Uzmanlarının hazırladığı raporlar da ifadelerini destekler.

Neticede toplanan deliller ışığında berat eder.

İddia makamı berat kararını istinafa götürür. Bu arada ihraç kararına yaptığı itiraz başvurusu da OHAL komisyonunun incelemesindedir. Komisyon, istinafın kararıyla neredeyse eş zamanlı olarak başvuruyu reddeder.

OHAL KOMİSYONUNU ESİR ALAN "KURUM GÖRÜŞÜ"NE YALAN BEYAN EKLENMİŞ

Komisyonun red kararını İdare Mahkemesi’ne taşıdığında, ihracından başlayıp yargılama evresi ve komisyon sürecine kadar “karanlık bir elin” ihraçla başlayan hukuksuzluğu tahkim için yoğun bir çaba harcadığına, süreci adım adım takip ettiğine tanık olur.

OHAL Komisyonu, red kararını “kurum görüşüne” dayandırmıştır. Kurum görüşüne baktıklarında, “savcılık ve dava sürecinde ByLock kullandığını itiraf ettiği” şeklindeki bir ifadeyle şoka uğrar. Oysa savcılık sorgusunda da dava sürecinde de ByLock kullandığına dair iddiaları reddetmiştir. Üstelik bu yönde Adli Bilişim Raporları da dava dosyasındadır.

İşte bu “hileli” mantık üzerine kurgulanan “kurum görüşü” İdare Mahkemesi’nde de hukukun ve adaletin üzerine çıkar, burada da red kararı verilir.

Bu arada, adli yargılamada Ağır Ceza Mahkemesi’nin berat kararı sonrası oluşan kuvvetli şüphe üzerine tüm dijital veriler bağımsız bir Adli Bilişim Uzmanına gönderilir. Adli Bilişim Uzmanı Koray Peksayar’ın hazırladığı rapora göre ihraca ilişkin tutulan Bylock Tespit Tutanağı ya sahte ya da hatalıdır.

Polis memuru E.D’nin başından beri şeytanın bile hicap duyacağı korkunç bir “kumpasın” pençesine atıldığına dair ipuçları işte bu raporla açığa çıkar.

E.D’nin KHK ile ihracına sebep olan ve KOM Daire imzalı ByLock sinyal isnadında bulunulan tarih, MİT’in Bylock'u Türkiye kullanımına kapattığı tarihten çok sonraya tekabül etmektedir.

Bu kadarla sınırlı da değil…

Adli Bilişim Uzmanlarının elde ettiği veriler ışığında MİT’e verdiği ve E.D’nin de olduğu farklı kurumlardan 29 mağdur kişi için MİT Elektronik İstihbarat Biriminin Çalışmalarında kesinlikle ByLock kayıtlarının olmadığı, örgütle irtibat ve iltisaklarına rastlanmadığı tespit edilir.

Bu veriler üzerine Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı “2020/85…” numarasıyla soruşturma başlatır.

Başlatılan bu soruşturmanın hukuka uygun yürütülmesi ve adaletin olağan akışına bırakılması durumunda, polis memuru E.D.’nin ByLock listesine “eklemlenmesinden” üretilen bu gerekçe ile KHK listesine sokuşturulmasına kadarki tüm kumpas süreçleri ve bu kumpasın figüranları elbette açığa çıkacak.

O figüranlar açığa çıktığında, içerisinde E.D’nin de olduğu 29 masumla birlikte binlerce insanın hayatını karartan network ağı da çözülecektir muhakkak.

BİR TAŞLA İKİ KUŞ... FETÖ'NÜN HEDEFİNDEKİ SAVCI A.K.'YA UZANAN YOL; EŞİ Y.K...

Mağduriyeti MİT Elektronik İstihbarat Birimi tarafından tespit edilmiş o 29 kişilik listedeki isimlerden biri de bir Kaymakamlıkta Yazı İşleri Müdürlüğü’nde memur olarak çalışırken polis memuru E.D ile birlikte 16 Kasım 2016 tarihinde 677 sayılı KHK ile ihraç edilen Y.K.’dır.

İlk etapta sıradan bir memur olan Y.K’nın neden böyle bir sürecin mağduru yapıldığını anlayamayabilirsiniz. Ancak Y.K., FETÖ ile mücadelesi tüm yargı camiası tarafından bilinen savcı A.K.’nın eşidir. Kaymakamlık Yazı İşleri Müdürlüğünde memur olarak çalışan Y.K. ByLock suçlamasıyla ihraç edilince kendisi adli soruşturma ve dava ile muhatap olurken savcı eşi A.K. için de adli ve idari soruşturma başlatılır.

Savcı A.K. ile ilgili yürütülen her iki soruşturmada da herhangi bir bağlantı irtibat ve iltisaka rastlanmaz. Ancak eşinin durumundan dolayı meslekten ayrılmak zorunda kalır. Y.K. ise ByLock gerekçesiyle açılan davadan, ByLock kullandığına ya da indirdiğine dair hiçbir delil olmadığı, Adli Bilişim Uzmanları tarafından hazırlanan raporlarda ByLock izine rastlanmadığı ortaya çıkınca berat eder. Bu karar Yargıtay’da onanır ve kesinleşir.

Buna rağmen, ihraca yönelik yaptıkları başvuru, OHAL Komisyonu tarafından, tıpkı polis memuru E.D’de olduğu gibi; “kurum kanaati” gerekçe gösterilerek reddedilir.

Bu kararı İdare Mahkemesi’ne taşırlar. Ancak benzer durumda olan başvurucuların talebi, EGM KOM Dairenin ByLock sisteminde kayıtları halen durduğu gerekçesiyle İdare Mahkemelerinde reddedildiği için, Y.K. için de red kararı çıkacağı endişesi taşıdıklarını belirtiyorlar.

Haksız da sayılmazlar, zira yukarıdaki emsal gösterdiğim E.D.’de çıkan karar da ortada. MİT Elektronik İstihbarat Biriminin çalışmalarına rağmen EGM’deki o kayıtların güncellenmemesi, sürecin hiç de yabana atılmayacak bir güç tarafından yönetildiği şüphesini güçlendirir.

Yukarıda da aktardığım gibi; Y.K.’nın kendisi sıradan bir memur olsa da eşi A.K., yargı camiasında FETÖ düşmanlığı ile bilinen biridir.

Savcı A.K., meslekteyken FETÖ’nün yargı ağının canına ot tıkayan Yargıda Birlik Derneği üyesi olduğunu da hatırlatmakta yarar var.

Yargıdaki FETÖ örgütlenmesiyle mücadelede mihenk taşı sayılan 2014 HSYK seçimlerinde Yargıda Birlik üyelerini hem de alenen desteklemiş, bu desteğini bir çok yargı mensubunun aksine sosyal medya hesaplarından çarşaf çarşaf paylaşmıştır.

Daha da önemlisi; 15 Temmuz’dan önce ve sonra görev yaptığı ilçede FETÖ yapılanmasına ait “çok önemli” soruşturmaları yürütmüştür.

Yargı camiasından görüştüğüm önemli isimler, savcı A.K.’nın, eşi üzerinden FETÖ ile mücadele sürecinde sistemin dışına çıkarıldığını, bu yolla adeta intikam alındığını dile getiriyor.

Savcı A.K. ile ilgili yürütülen idari ve adli soruşturma dışında sosyal çevre araştırması dahil tüm incelemelerde örgütle uzaktan yakından ilgisi olmamasına karşın eşi Y.K.’nın durumundan dolayı mesleğine dönemediği belirtiliyor.

Buradan tüm yetkililere sesleniyorum!

Yukarıda aktardığım iki emsal örneğin bulunduğu ve MİT tarafından örgütle ilgilerinin, irtibatlarının ve iltisaklarının bulunmadığı, örgüte ait haberleşme ağı olan ByLock kullanmadıkları, indirmedikleri hatta kullandıkları cihazlarda izine bile rastlanmadığı tespit edilmiş 29 kişilik liste benim elimde.

Bu listedeki insanların hepsinin FETÖ’nün intikam güdüsünü dürtükleyecek hikayeleri var.

5 yıldır sosyal ölüme mahkum edilmiş bu insanların tek biri bile devletine küsmemiş, hepsi hala devletinin yanında dim dik durmaya çalışıyor ve kendilerine kurulan bu kumpasın arkasındaki networkun, ilişki ağı ve hücrelerin açığa çıkacağı günü iple çekiyor.

Bu insanların tek talihsizliği, onların durumuna el atacak bir Bakan bir üst düzey bürokrat bulamamaları…

4, 5 KRİTER SAHİPLERİ BİLE GÖREVE İADE EDİLİRKEN...

Ve bu insanlar; haklarında FETÖ bağlantısına dair tek bir delil, tanık ifadesi ya da iz olmamasına rağmen, kendileri sosyal ölüme terkedilirken, örgütle ilişki, irtibat ve iltisaklarına dair 4’er 5’er kriteri bulunanların, Bakanların, milletvekillerinin ya da “hatırı sayılır bürokratların” “referansları” ile göreve döndürülmesine tanıklık etmenin hayal kırıklığını yaşıyorlar.

Bir kez daha altını çiziyorum; bu insanlar da tıpkı benim gibi toplumun ve devletin kılcallarına kadar sızan FETÖ ile mücadelede hataların olabileceğine inanıyor, bunu kabul ediyorlar. Ama yaşadıkları mağduriyet, mücadeleden kaynaklı bir mağduriyet değil; tıpkı senelerdir tek tek delilleriyle ortaya koyduğum mağduriyetler gibi…

Bu insanların mağduriyeti, planlı, programlı ve örgütün intikam refleksini, halen mevcudiyetini koruyan hücreler ve network ağı üzerinden hayata geçirdiği kumpasın ürünü.

Bu insanların mağduriyeti, örgütün, kendine yönelik mücadeleyi akamete uğratmak için hayata geçirdiği “mağduriyet tabanının genişletme stratejisinin” hayat bulduğu ORGANİZE kötülüğün yansıması.

Bu insanları FETÖ hücrelerinin marifetiyle kurulduğuna dair ciddi şüpheler taşıdığım MİT ve Emniyet arasındaki çarkın dişlileri arasından alıp çıkarmak, onlara itibarlarını ve mesleklerini iade etmek devletin NAMUS BORCUDUR.

Önceki ve Sonraki Yazılar