Fetullah Gülen’in donu atleti, takkesi seccadesi, peçetesi tespihi üzerine çokça yazıldı.Bu minvalde,  gerek FETÖ’nün gerekse de Fetullah Gülen’in mahrem bir yanı kalmadı! Çok gizli raporlar çıktı ortaya, sumen altında tutulan bilgi notları sürüldü pazara…

Resmi ve gayrı resmi tarihi sapır sapır ortalıklara döküldü Fetullah Gülen’in!

Bilenler, bilmeyenlere anlattılar Fetullah Gülen’i. Hele devletin mühim kişiler arşivi yok mu, tıka basa Fetullah Gülen’le doluymuş…

Ne badireler atlatmış Fetullah Gülen, 1971’de, 1980’de ve dahi 22 Şubat’ta…

“Devlet”, kovaladıkça, kovalamış Fetullah Gülen’i!

Fetullah Gülen de kaçtıkça kaçmış… Ama nedense kaçtığı yer hep “devlet” olmuş

Fetullah Gülen’in…

O “devlet”ten “devlet”e kaçışlardan birini 12 Eylül 1980’de yaptı Fetullah Gülen. Adı arananlar listesindeydi tam tamına 6 yıl firari yaşamayı başardı. Nihayetinde dönemin Başbakanı Turgut Özal, “Gel de bu hasret bitsin” dedi Fetullah Gülen’e…

Dönemin Emniyet Müdürü Saffet Arıkan Bedük’ü özel olarak görevlendirdi bu işle.

Ve Fetullah Gülen, 12 Ocak 1986 tarihinde  saat 18.00 sularında Isparta- Burdur girişinde üç otomobili durdurdu. Birin içinde Fetullah Gülen vardı. Kardeşi Seyfullah Gülen’in kimliğiyle seyahat ediyordu.

Polis zaten içindekinin kim olduğunu biliyordu. Oradan Isparta Emniyet Müdürlüğü’ne getirilen Fetullah Gülen’in hakkındaki suçlamalar düştü, haliyle salıverildi.

Devlet buydu işte. İstediği vakit, istediği kişiyi eliyle koymuş gibi buluyordu!

Şimdilerde çokça tartışılıyor, sorular soruluyor;“Fetullah Gülen devlete nasıl sızdı!”

Yanıtı aranan soruların yanıtları da aslında herkesçe malum.

Ortada sızma yok. Merkezi yerleştirme var…

ABD’nin Yeşil Kuşak Projesi,  Kenan Evren darbesi ile birlikte evrildi. Yeni bir kimlik ve söylem kazandı. O söylemin adı da Türk-İslam Sentezi’ydi!

Özal döneminde devletin resmi ideolojisi  buydu.
Fetullah Gülen, figüran olarak çıktığı yolda, usul usul usul başaktör, sonrasında da  ABD’de’de yazılan senaryonun yönetmeni oldu.

Bu kadar anımsatma yeter.
Geçtim…

 

En başta söyledim, ‘Fetullah Gülen’in artık mahremiyeti kalmadı!”

Ancak varmış…

Malum şu askerlik meselesi, hala açıklığa kavuşturulmuş değil.
çünkü ucu okyanus ötesine değiyor, dolayısıyla da bize…

Fetullah Gülen’in askerlik yaptığı yer esik adıyla Seferberlik Tettik Kurulu, kamuoyunda bilinen  adıyla Özel Harp Dairesi ya da daha çok tanınan ismiyle kontrgerilla karargahına bağlı bir birlikti. Üstelik burası o yıllarda ABD’nin yönetimindeydi. Yani komuta ABD’lilerdeydi.

 

Milli Savunma Bakanlığı TBMM 15 Temmuz FETÖ Darbe Girişimini Araştırma Komisyonu’na FETÖ’nün elebaşı Fetullah Gülen’in askerlik belgesini de gönderdi.

Söz konusu belgede şunlar yazıyordu:
“MSB’nin TBMM’ye gönderdiği belgeler arasında FETÖ’nün elebaşı Fetullah Gülen’in askerlik belgesi de yer aldı. Erzurum Pasinler ve Yakutiye Askerlik şubelerinde bulunan kütük defterlerinden temin edilen bilgilere göre; 27.04.1941 doğumlu olan Gülen, 24.11.1961’de silah altına alındı ve 24.11.1963’te terhis edildi. İskenderun’daki 39. Mekanize. Piyade Tugayı’nda askerliği yapan Gülen, 3 ay hava değişimi raporu aldı ve silah altındayken herhangi bir cezaya çarptırılmadı. Gülen, 11.01.1961’de nüfus kaydını Erzurum Pasinler’den, Erzurum Yakutiye ilçesine aldırdı.”
 Buraya kadar tamam! Ancak 3 aylık hava değişimi raporu ile ilgili hiçbir ayrıntı verilmiyordu. Haliyle rivayet de muhtelifti, psikolojik rahatsızlığı biliniyordu Fetullah Gülen’in…

Memuriyeti yıllarında da sık sık rapor almıştı bu konuda…

Gözden düşen Fetullah Gülen’e artık  düpedüz deli gözüyle bakılıyordu…

Pensilvanya’ya kadar uzanan delilik ithamları haliyle rahatsız etti Fetullah Gülen’i…

Tuttu, delilik yerine hepatit hikayesi uydurdu. Üstelik hepatiti de ekmeğini yediği, suyunu içtiği ABD’ye bağladı.

 Deliler koğuşunda değil ama onlara komşu olduğunu anlattı Fetullah Gülen!

Okuyun Fetullah Gülen’in izahını:

“Bir antrparantez ile bir hikâye daha anlatayım; bahsetmişimdir: Hepatit oldum askerlikte. Onların Amerika’da kesilmiş etlerini yemediğimden, gıdasızlıktan falan, çok zayıf düştüm; altmış küsur kilo; düşünün, sadece galiba kemik kalmıştı. Dolasıyla hastaneye yatırdılar orada. Hatta beni hastaneye sevk eden doktor subay dedi ki, “Senin işin bitik!” Hastaneden çıktıktan sonra da “Nasıl olsa öleceksin, kendi memleketine gitsen iyi olur!” diye ekledi. Üç ay hava değişimi verdiler. Orada bizim yattığımız Dâhiliye koğuşundan bir koridor ile Asabiye koğuşuna geçiş oluyordu. Asabiye koğuşundan birisi, sık sık bizi ziyarete geliyordu. O, kendi koğuşundakileri deli görmüyor, bizi deli görüyordu. Özür dilerim, bağışlar mısınız? Evvela bağışlamanızı alayım. Evet, “Merhaba deliler, zır deliler, zır zır deliler, hınzır deliler!” diye bizi -Dâhiliyedekileri- selamlardı.”

Haliyle her şeyin makul ve mantıklı bir izahı vardır!