Ak Parti, 2000’li yıllarda kurulurken, topluma hitap eden büyük bir koalisyondu ve toplumun tüm kesimlerine hitap etti. Dönemin yönetim hataları nedeniyle  ‘arayış ve çıkış’ peşindeki toplum, aradığını Ak Parti'de buldu. Küresel güçlerin bölgedeki projelerini iyi okuyan Ak Parti, bir koalisyon yarattı ve bu yapıyı 15 yıl boyunca bozmadı.

‘Reis’ Tayyip Erdoğan, hem cesareti (risk alması) hem de otoritesi ile arkadaşlarını ve partiyi  bir arada tutmayı başardı ve halkın beklentilerini karşılayarak aralıksız iktidar oldu. Ak Parti içindeki üçlü troyka( Abdullah Gül, Bülent Arınç ve Tayyip Erdoğan), en zor zamanlarda hep  ‘el ele’ verdiler. Toplum nezdinde Abdullah Gül, Ak Parti’nin ‘ aklı’; Bülent Arınç, ‘vicdanı’ ve Recep Tayyip Erdoğan da  ‘cesareti’ olurken, bir diğer isim olan Cemil Çiçek ise  ‘devlet’i temsil etti.

İktidar aygıtı, bir orkestranın uyumu içinde varlığını sürdürdü. Hayrünisa Gül’ün ‘intifada’ başlatacağını ilan etmesinden sonraki gelişmeler ile Ak Parti, önce Abdullah Gül'ü yani  ‘aklı’nı, sonraki süreçte de Bülent Arınç ile ‘vicdanı’nını (15 Temmuz ile) kaybetti. İnişli çıkışlı ve ne olduğu çok da anlaşılmayan süreçte  ‘devlet’i temsil eden Cemil Çiçek ise ortadan kaybolmayı seçti.

Bu süreçte kimse olanlara akıl sır erdiremedi. Özellikle 15 Temmuz’daki kimine göre ‘duruş’, kimine göre, ‘ihanet’lerden sonra (fetö ile işbirliği nedeniyle), hiç bir şey eskisi gibi olmayacaktı. İhanetler ve kuşkular Ak Parti Ailesinin üzerinde kara bulutlar oluşturuyodu. Kendisini , ‘yalnız’ ve ‘tek başına’ hisseden ve bunu da ilan eden  Tayyip Erdoğan hayatta ve ayakta kalmak için kendisindeki ‘hasbilik’ ve cesaretle direndi.  Bir çok kişi, ‘tamam yolun sonu’ derken; Erdoğan’daki (yaradılışında bulunan) samimiyet,  O’nu ayakta tutu ve yeni ittifaklar ile yoluna devam ettirdi. Tek isteği vardı artık, partsini ayakta tutmak. Bunun için de ne yapması gerektiğini yaşadıkları ona öğretmişti. Tüm resmi çekmişti. Karşısında duran resim ise bir takım değişiklik ve operasyonları kaçınılmaz kılıyordu. Bir çıkış yolu gerekiyordu. Kararlılığı ve inadı ile yola devam edecekti…İşin içiden çıkmak için ‘DEĞİŞİM’ dedi. Ama neyi, nasıl değiştirecekti?  Sonuçta etrafında 15 yıldır ‘Ailem’ dediği bir topluluk vardı. Bir de gerçekler…

Olanları alt alta ve üst üste getirip de ortaya çıkan ürünü anlayabilen ya da  ‘ne oluyor?' sorusuna cevap bulabilen yoktu.  Ak Parti’de aklına çok güvendiğim bir dostumun dediği gibi, artık durum ‘KEKRE’ydi.

Tam da böyle bir puslu ortamda Melih Gökçek’e yakın kanal olan Beyaz TV’nin herkes tarafından ‘mesaj’ olarak algılanan filmlerinin karşısına, TRT de Godfather (Baba) 3  filmini ekranlara taşıdı. Doğrusu, bu film savaşını analiz etme ve yazma gereği duydum.

Al Pacino, Andy Garcia ve Diane Keaton’ın başrolleri paylaştığı Baba 3 filminin konusu şöyle: Baba Michael Corleone, artık 60 yaşını geçmiştir ve babalığı devredecek bir varis aramaktadır. Bu sırada yıllardır başarmak istediği, aileyi bir suç örgütü konumundan çıkartıp yasal iş yapan bir aile haline getirme projesini yeniden ele almaktır. Bunun ihanetlerin ve savaşların içinden Vatikan’ın sahibi olduğu bir şirkete ortak olmak suretiyle çıkacağını düşünmektedir.

Kardinal Labirtoni’ye 600 milyon dolar rüşvet vermesinin amacı, Vatikan  yöneticilerinin yok ettikleri paraya karşılık  Corleone’nin istediği sicil temizliğini gerçekleştirmektir. Buna inanmak zordur ama Vatikan, ‘borcu ödemenin gücü, bağışlamanın gücünden daha büyüktür’ diyerek durumu özetlemektedir. Corleone, bunun üzerine kızı Mary için soyadını taşıyan bir vakıf kurup, bu vakıf ile parasını ‘temiz’leyerek kendisini yasal hale getirmiştir. Artık kızı ile herkese iyilik yapacaktır. Bugüne kadar yol yürüdüğü tüm yeraltı dünyasını da toplayarak bunu duyurur. Ülkesinin insanlarına yardım ederek her bakımdan kara geçeceğini düşünmektedir. Ne var ki, yol arkadaşları (yeraltı dünyası) Corleone’yi kolay bırakmak istemeyecektir. Hem de onlara bugüne kadar olan tüm temettülerini ödemesine rağmen.

‘Biz de seninle geçmişte olduğu gibi birlikte yürüyelim ‘derler. Corleone’nin cevabı olumsuzdur.  ‘Olmaz, her şey yasal olmak zorunda’ der ve onlarsız yoluna devam eder.

Joe Zaza’nın bu duruma itirazı vardır. Zaza, ‘sen de bizim kadar kirliydin, seni kabul eden, bizi de kabul eder. 40 yıldır seninle çalışıyoruz. Papa’nın kutsal suyu ile hepimizin parasını aklayabiliriz’ deyip toplantıyı terk eder. Bir süre sonra  Zaza’nın  ‘derin’ Vatikan ile olan bağlantısı ortaya çıkacaktır.  Nitekim, Zaza'nın toplantıyı terk etmesiyle toplantı alanına helikopter ile bombalı saldırı gerçekleştirilir ama Miclael Corleone (Baba) sağ kurtulur.

Bu arada Vatikan’dakiler,  Corleone’den  parayı alıp üstüne yatmış ve bu durum Corleone ailesini tam anlamıyla tekrar savaşa sürüklemiştir. Bundan sonra düşmanları Michael’i ortadan kaldırmayı bile düşünürler. Michael, artık günahlarından arınmak ve bir daha günah işlememek üzere günah çıkarmak ister.

'Günahlarım, affedilmenin ötesinde. Aklındaki acıları vücudunla çekersin. Bazen itiraf etme isteğ, günah çıkarmanın çok ötesine geçer. Tövbe etmedikten sonra günah çıkarmanın anlamı olmaz. Bu nedenle de bugüne kadar yapmadığım bir şeyi deneyeceğim’ deyip şöyle devam eder: Karıma, kendime ihanet ettim. Adam öldürdüm. Adam öldürmek için emirler verdim. Abimin öldürülmesini emrettim. Annemin, babamın oğlunu öldürdüm.

Sicilya’dan göç etmiş bakkal çırağı bir babanın oğlu olarak psikolojisi ve durumu da bu cümlelerde saklıdır. Şöyle devam eder: "Hayatım boyunca toplum içinde hep en yüksek yerlere ulaşıp takdir edilmek istedim. Her şeyin yasal olmasını istedim.  Ben yükseldikçe eriştiğim yerler daha kötü çıktı. Her katman daha kirliydi."

Bir süre sonra mevcut Papa ölür ve günah çıkarttıran kardinal, Papa olur ve Corleone’nin  Vatikan Bankası ile anlaşmasını onaylar. Ancak hemen Vatkan’ın derinleri Papa'yı infaz etmiştir.

Corleone’nin geçmişte yaşadığı tüm rahatsızlıklar, (kirli ilişkiler, ihanet ve daha niceleri) yeni adresinde de vardır ne yazık ki…

Kendisi ve ailesi yasallaşan Micheal Corleone için işlere onun yerine birisinin bakmasının zamanı gelmiştir. Michael’in yeğeni olan Vincenzo “Vincent” Mancini, Michael’ın kızı Mary’i sevmektedir. Michael, bu ilişkiyi istememektedir. Michael, Vincent Mancini’yi kendi konumuna getirir ancak kızının peşini bırakması şartıyla. Ve şöyle der: "Bu çok tehlkeli bir görev. Sana saldırdıklarında sevdiklerine de saldırırlar. Bu da yeni görevinin kefareti. Kızımı bırakacaksın. Ne düşündüğünü asla başkaları bilmesin. Yeni, eskiyi devirir. Ben artık iş adamıyım. Başka çatışma istemiyorum."

Artık Baba, Don Vincenzo Corleone’dir. Corleone, Vincent’a herşeyi anlatmıştır. Ancak sular durulmaz. Bir süre sonra ‘Derin Vatikan’a karşı da tedbir almak gerekir. Baba, koltuğunu bıraktığı Vincent’tan  ‘karşı tarafın yanına geçmesini, böylelikle oyunu öğrenip tehlikelere karşı aileyi korumasını istemiştir. Bu istek yerindedir. Bu sayede şüphelendikleri Joe Zaza’nın Vatikan’ın derinleriyle kendilerine kurdukları oyunu çözerek ilk onu infaz edecelerdir. Bundan sonrası daha vahimdir. Yasal zannettikleri yer olan  Vatikan, daha kirli ve daha akıl almaz ilişkiler içine girmiştir. Baba Coldeone filmde , ‘Avrupa, bu nedenle gerçek dini yaşayamamaktadır. İsa, Avrupalıların içine bu nedenle girememektedir.’ yorumunu yapar. Zaza’yı Vincent’ın öldürdüğünü ve Corleone Ailesi’ne tepkili olduğu için Zaza’nın derin Vatikan’daki görevini Vincent’a teklif edeceklerdir. Yani ‘GÜÇ’ler her yerde herkesten faydalanabilmekte ve satın almayı denemektedirler.

Vincent, Sonny’nin oğludur ve o da babası gibi çabuk öfkelenen bir yapıya sahiptir. Vincent, aile düşmanlarını, Michael’in oğlu Anthony’nin opera gecesi sırasında ortadan kaldırttırır. Gecenin sonunda ne yazık ki, Michael Corleone  ve kızı Mary, kiralık katil tarafından vurulur. Mary, ölür. Mary’den çıkan kurşun, babasının omzuna isabet eder. Michael Corleone, ailesini yasallaştırmış, temizlemiş ama kızını da kaybetmiştir.

Yasal, temiz bir hayata bırakmak istediği kızı Baba'sının kollarında ölmüştür. O müthiş oyunculuk yaptığı sahnede seyirci, Corleone’nin ‘SESSİZ ÇIĞILIĞI’nı  onunla birlikte yaşayacaktır.

Filmin sonunda Michael, Sicilya’daki evinin bahçesinde, oturduğu sandalyeden düşer ve hayata gözlerini yumar. Hikaye ve mesaj gerçekten çok ilginçtir. Bu mesaj, TRT ekranlarından verilmiştir.

Mesajlarla başlayan savaşın nereye evrileceğini zaman içinde göreceğiz.