Küresel sermaye dünyada ulus devletlerin yerine eyaletlerden oluşmuş Birleşik Bölge Devletleri için çoktan düğmeye bastı. Artık bunu sağır sultan bile biliyor.  Ama Amerika Birleşik Devletleri'nin dış politikası üzerinde en etkili isimlerinden biri olan Henry Kissinger, jeopolitik atmosferin değişmekte olduğunu söylüyor. Ulus devlet sisteminin çöktüğünü belirten Kissinger, bunun bir tehdit olduğunu belirterek çağrı yapıyor.

Geçtiğimiz hafta Wall Street Journal gazetesine konuşan Kissinger, uluslararası politikaya dair vizyonunu anlatırken, ABD ile Avrupa arasında felsefi  farklılıklar oluşmaya başladığına dikkat çekerek, Ortadoğu ve Asya'da batı karşıtlığının daha geniş bir ortak payda olduğunu belirtiyor.
 
Kissinger, "Avrupa'da ulus devlet zayıflıyor. Sadece Rusya, ABD ve Asya'da klasik formunu koruyor. Bu da uluslararası istikrar için Nazi Almanyası ve Sovyetler Birliği'nden daha büyük tehdit" diyor.
 
"ABD ve Avrupa terörle mücadele gibi önemli dış politika konularında birbirinden ayrılıyor. Bunun ardında her iki tarafın halkından isteyebileceği fedakarlık derecesi yatıyor" diyen Kissinger, Avrupa'nın halkından daha fazla fedakarlık bekleyemeyeceği için yumuşak güce yöneldiğini, bunun da  ABD ve AB arasında olası bir mutabakatı zora soktuğunu söyledi.
 
Ortadoğu ve Asya'da milliyetçiliğin hala önemli bir güç olduğunu kaydeden Kissinger, batı karşıtı İslam'ın kendisini daha çok gösterdiğini belirtti.
 
BM'nin yeniden oluşturulması gereken bir kurum olduğunu ifade eden Kissinger, "Konsey, Hindistan, Japonya, Brezilya ve Almanya gibi ülkeleri bünyesinde barındırmadığından, uluslararası toplumun gerçekliklerini yeterince temsil etmiyor" dedi.
 
Washigton'da siyaset anlayışının değiştiğini kaydeden Kissinger, ABD kongresinde Amerikan çıkarlarını uzun süreli gözeten senatörlerin bulunmadığını da belirtti.
 
Kissinger, senatörlerin bir sonraki seçimlere odaklanmak gibi kısa vadeli siyasi hesaplar peşinde olduğunu söyledi.

 

Doğrusunu isterseniz Kissinger’in bu sözlerini bölgedeki ABD ve İsrail politikalarının ve projelerinin yeniden gözden geçirilebileceğinin ümidini de verdiği için çok önemsedim.

 

Dünkü yazımda da   ‘Vatikan Modeli’ ile İslam’ın yeni merkezleri adı altında pompalanan   ‘HİCAZ  SAVAŞI’ na dikkat çekmiştim. Müslümanların kutsal topraklarında savaştırılmak istenmesinin ne kadar tehlikeli olduğunu tarihten örneklerle vermiştim.  Şimdi yineliyorum ki, yeni Hicaz Savaşları olmamalı.Şayet olursa mezhep savaşları ‘3. Ve Büyük Dünya Savaşı’nı başlatır. Bunun hazırlıkları adım adım yapılıyor. Suudi Arabistan saray darbesi ile 5’e bölünerek Arabistan’da sessizce bir Şii devlet kurulduğu artık ortada. Keza yine Yemen’de de kurulması planlanan  Şii ve Sunni devletçikler  tehlikenin boyutlarını her geçen gün ortaya koyuyor. Şimdi bu oyunları bozmak tüm Müslüman Devletlerin görevidir.  Türkiye ise bölgede geçmiş mirasıyla yeni hamleler yapabilecek en önemli ülkedir. Osmanlı’nın bölgede yarattığı uzun barış süreci  bu yüzyılın ve Atatürk’ün bölgeye dönük bıraktığı önerilerini ‘devlet aklı’ en kısa zamanda devreye sokacaktır diye düşünüyorum.