Ayetullah Humeyni'ye karşı duramayacağını anlayan İran Şahı Rıza Pehlevi, 16 Ocak 1979'da, yurt dışına kaçtı ve yakalandığı pankreas kanserinin tedavisi için 22 Ekim 1979'da ABD'ye gitti.

Şah'ın ABD'ye kabul edilmesini protesto eden bir grup İranlı öğrenci, 4 Kasım 1979 tarihinde, ABD'nin Tahran Büyükelçiliği'ni basarak 52 Amerikalıyı rehin aldı.

Olay üzerine ABD Başkanı Jimmy Carter İran'a silah ambargosu başlattı.

Şah Rıza Pehlevi döneminde ABD'nin en büyük silah alıcısı İran'dı.

Ambargo başlayınca silahların yenisi gelmediği gibi yedek parçaları da bulunamaz oldu.

Bu arada ordunun yüksek kademelerindeki subaylar Humeyni yönetimi tarafından tasfiye edilmişti.

ABD'nin kışkırtması ve İran ordusunun zayıflığından cesaret alan Irak lideri Saddam Hüseyin, 22 Eylül 1980 tarihinde sınırı geçerek İran'a saldırdı. Sekiz sene sürecek ve milyonlarca insanın ölümüne yol açacak savaşın başından itibaren İran ordusu çok zor duruma düştü. Hazırlıklı Irak ordusunun ilerlemesini önlemek için silaha ve yedek paraya ihtiyaç vardı.

Ronald Reagan 20 Ocak 1981'de başkan olarak göreve başladıktan sonra, Carter'ın İran'a terörizmin destekçisi olduğu gerekçesiyle başlattığı silah satışlarını engelleme politikasına devam sözü verdi. Oysa Reagan yönetimi daha işbaşına gelmeden önce, mümkün olan en kısa sürede, İran'a ABD silahları satma kararı almış, bu işlemi kurgulamak için gizlice çalışmaya başlamıştı.

Reagan yönetimi, aynı zamanda, Ayetullah Humeyni'nin İslam Devrimini Ortadoğu'ya ihraç etmesi ve Irak, Kuveyt, Suudi Arabistan ve diğer Körfez ülkelerinin hükümetlerini devirmesi tehlikesini öne sürerek, diğer ülkeleri İran'a silah ve yedek parça satmamaları konusunda ikna etmek için kapsamlı bir diplomatik çaba başlatmıştı.

Aynı tarihte Amerika kıtasında, yine ABD'nin kışkırttığı bir başka savaş yaşanıyordu. Nikaragua'daki Sandinista Ulusal Kurtuluş Cephesi, bütün önemli kentleri ele geçirdikten sonra başkent Managua'yı da kuşatarak 17 Temmuz 1979'da 45 yıllık Somoza rejimine son vermişti.

Yeni yönetim Somoza ailesinin mülklerini kamulaştırarak; bir dizi devletleştirmeye girişti ve sosyalist ülkelerle yakın ilişkiler kurdu. ABD, Merkezi Haberalma Teşkilatı CİA aracılığı ile Nikaragua yönetimine karşı gerilla mücadelesi yürüten Kontralara, geniş çaplı destek, silah ve eğitim vermeye başladı. Bir yandan da, insanlık dışı uygulamalarda bulundukları gerekçesiyle, Kontralara silah satışını resmen yasakladı ve silah ulaştırılmasını engellemek üzere bir dizi önlem aldı.

Ancak geniş çaplı bir iç savaşa dönüşen Nikaragua çarpışmasındaki Kontraları el altından destelemek için güçlü bir fon gerekliydi.

ABD yönetimi İran'a silah satmadan önce gerekli önlemleri almayı ihmal etmedi. Reagan yönetiminin en büyük çekincesi, silah satışının ortaya çıkması halinde kamuoyu önünde düşecekleri durumdu. İhmale gelmeyecek bu rezaleti önlemek için sağlam bir bahane gerekiyordu.

İşte tam bu sırada Lübnan'da görev yapan yedi ABD görevlisi Hizbulah tarafından kaçırıldı(!).

Lübnan'da faaliyet gösteren Hizbullah örgütü İran yönetimi ile bağlantılıydı.

İran-Irak savaşı boyunca İran'ı el altından gizlice destekleyen devletlerden birisi İsrail'di.

ABD yönetimi, İran'a silah satmak ve rehineleri kurtarmak için, İsrail Başbakanı Şimon Peres'den yardım istedi. Peres, ABD'nin teklifini kabul etti. İsrail, ABD'nin hibe olarak verdiği silahları yüksek fiyatla İran'a satacak, işlemden sonra ABD, silahların normal fiyattan karşılığını alırken İsrail'e aynı silahlarla geri ödeme yapacaktı.

İsrail, Hümeyni'den sonra İran'ın ikinci adamı olan Meclis Başkanı Haşimi Rafsancani ile görüşmeye başladı.

İran tarafı İsrail'den özellikle BGM-71 TOW anti-tank füzeleri gönderilmesini istedi.

Plan, Başkan Reagan'ın onayına sunuldu ve onaylandı.

Silah satışına Manucher Ghorbanifar adında bir İran'lı aracılık edecekti.

Şah Rıza Pehlevi’nin ABD gizli servisi CİA yardımıyla kurduğu İran istihbarat teşkilatı SAVAK'ta görev yapmış olan Manucher Ghorbanifar, aynı zamanda CİA ve MOSSAD'a çalışan çok taraflı bir ajandı.

ABD silahları, 20 Ağustos 1985 tarihinden itibaren, İsrail tarafından, Manucher Ghorbanifar aracılığı ile İran'a gönderilmeye başlandı.

Binlerce TOW anti-tank füzesi ve Hawk uçaksavar füzesi, savaş uçaklarının yedek parçaları ve diğer ağır silahlar, İsrail-Güney Kıbrıs-Ankara üzerinden, St. Lucia havayollarının nakliye uçakları ile Tahran'a taşındı.

İsrail, ABD tarafından kendisine hibe edilen bu silahları fahiş bir fiyatla İran'a satıyor, silahların normal ücretini ABD gizli servisine veriyordu.

Bu arada Lübnan'da Hizbullah tarafından kaçırılan ABD'li rehineler birer birer serbest bırakıldı.

İran'a silah satışından gelen paraları alan ABD gizli servis elemanları, İsviçre ve Panama üzerinden Nikaragua'ya götürdü ve hükümeti yıkmaya çalışan Kontralara verdi.

Bu arada Reagan yönetiminin görevlendirdiği gizli servis elemanları Kontraları gizlice eğitiyordu. Kontralara giden paralarla yine ABD silah tüccarlarından silah alınarak Kontralar silahlandırıldı.

ABD-İsrail-İran arasında silah ve çeşitli askeri malzeme satışlarına ilişkin resmi olmayan görüşmeler 1986 Kasım'ında Lübnan'da yayın yapan Ash-Shiraa adlı dergi tarafından ortaya çıkartıldı. Hadisenin patlak vermesi üzerine Başkan Ronald Reagan bir televizyon konuşması yaparak olayın varlığını inkâr etti.

Bir hafta sonra (13 Kasım'da), Reagan tekrar bir televizyon konuşması yaparak İran'a silah satışı yapıldığını doğruladı fakat bunun rehinelerin kurtarılması amacına yönelik olarak yapılmadığını söyledi.

Olayda rol aldığı ortaya çıkan ABD Deniz piyadesi Yarbay North yargılandı ve mahkûm oldu.

Bir süre sonra, North'un cezası kaldırıldı ve rehineleri kurtardığı için ulusal kahraman ilan edildi.

İran-Kontra skandalı veya Irangate olarak isimlendirilen olaya ilişkili önemli miktarda belge, Reagan yönetimi görevlilerince ya imha edilmiş ya da müfettişlerden gizlenmiştir.

Büyük bölümü perde arkasında kalan skandal günümüzde dahi bilinmeyenlerle doludur.