“Kültür sanat alanında gelişemeyen bir ülkenin bağımsızlığını sürdürebilmesi mümkün değildir. Millet olarak muhteşem bir tarih, kültür ve medeniyet mirası üzerinde oturuyoruz. Diğer alanlarla birlikte kültür sanatta da sadece üzülerek söylüyorum, kopya çektik. Taklit ettik. Üstelik onları da kötü bir şekilde yaptık. Kendimize ait olanları geliştirmek şöyle dursun mevcuda dahi sahip çıkamadık. Bu sürecin sonunda ise ne özü ne şekilde itibariyle dünyaya söyleyecek sözü olmayan bir ülke ve toplum haline dönüşme tehlikesi ile karşı karşıya kaldık”

  Siz kendi edebiyatınızı, sinemanızı, müziğinizi üretecek zemini inşa edemezseniz bireysel gayretlerle sınırlı, kurumsallaşamamış, dar bir alana sıkışıp, kalmış bir kültür sanat ikliminin ötesine de geçemezsiniz. Maalesef bu acı gerçekler başımızı çevirdiğimiz her yerde tüm çıplaklığıyla karşımıza çıkıyor”

Sadece iki alanda arzu ettiğimiz seviyeye ulaşamamış olmaktan dolayı fevkalade üzgünüm. Bunlardan biri eğitimdir diğeri kültür sanattır. 

 

Yazımıza Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yerli ve milli sanatçılarımızın tüylerini üzüntüden diken diken eden o sözleri ile başladık. Bizim gibi manzaraya baktıkça, ciğeri yanan dertli insanların sözlerine kulak asmayan, asmayacak olanlara bu ülkenin Cumhurbaşkanı’nın cesurca yaptığı öz eleştirileri ile seslenelim istedik. Olur ya hani, Kültür Sanat alanlarında makam ve mevkii işgal edip, belki utanan, başınız aşağı düşen yada vicdanınızda bir sızı hisseden olur.

Ne zaman “neden yerli ve milli sanat eserlerini göremiyoruz tiyatro sahnelerinde yada Tv ekranlarında? Diye sorduğumuzda, malum koltuk sahiplerinden aldığımız iki cevap şu oluyor:

  1. Canım yerli ve milli sanatçı mı var? Yetişmiş adamımız yok!
  2. Böyle eserlerin izleyicisi olmuyor, izlenmiyor onlar, salonlar boş kalıyor. Halk Tv başında evlilik programları gibi içi boş programları izlemeyi daha çok seviyor.

Altlarına verilen o sorumluluğu büyük koltuğun liyakatına sahip olamadıkları için, koltuğun üstüne değil de altına oturmak zorunda kalan ve bu nedenle alinasyon hastalığına yakalanan Kültür Sanat yetkililerinin ağızlarında hep bu iki meyveli sakız bulunuyor. Evirip çevirip sürekli olarak aynı sakızı yutturuyorlar. Kimsede çıkıp “yahu beyefendi siz en az 3 senedir bu koltuğu işgal ediyorsunuz, bir genç 6 ay oyunculuk eğitimi alıp Tv’lerde ki en çok izlenen dizilerde oynayacak kapasiteye gelebiliyorken siz burada sorumlu bir kişi olarak insanın armut gibi pişip ağzınıza düşmesini mi bekliyorsunuz? Sol zihniyetin önüne serdiğiniz devasa bütçelerden kısıp neden milli gençlerden bir oyuncu kadrosu oluşturmuyorsunuz? Neden gençleri bu alanda yetiştirip onlara ekmek kazandırmıyorsunuz”

“Neden, kendi değerlerini sahnelere taşıyacak dertli senaristler peşinde koşmuyorsunuz? Siz, neden milli ve yerli sanatçı yetiştirmek için kılınızı kıpırdatmıyorsunuz? Neden, sizin alnınızda yerli ve milli bir hamleye dair ter görmüyoruz?" Gibi sorulacak onca soruyu sormuyor onlara!

Odasına, yerli ve milli bir eser ile gelen sanatçılara tepeden bakan sözüm ona Kültür Sanat sorumlulukları ne hikmetse karşılarına kulağı küpeli, sol zihniyetli bir (sözde) sanatçı gelince beli iki büklüm olup, aşağılık kompleksi ile yukarılara doğru bakarak konuşuyor o zatla. Her haltı o o sol zihniyetli, Kraliçenin çocukları biliyor çünkü; bu toprağın çocukları bir halt bilmiyor, beceriksiz doğmuşlar, beceriksiz ölecekler; ömürlerinde hiç şans verilmeyi hak etmeyen birer vebalılar sanki.

Yerli ve Milli sanat camiası içinde bulunup da bu yazmış olduğum gerçekleri hakkal yakin yaşamamış bir sanat yolcusu yoktur. Onlar bu yazdıklarımı okuyunca az bile yazmış diyeceklerdir. Hatta şu bütçe meselesini atlamış yahu diyecekler. “Hani şu malum zamanlarda Ramazan ayında, Çanakkale gibi özel milli günlerde ve arada derede, “maksat Erdoğan alış verişte görsün” belki diye; bize sahne veriliyor. Veriliyor verilmesine de karın tokluğuna, asgari ücret kabilinden fiyatlara ha!” işte bu meselede bizim aşamadığımız üçüncü duvarımız.

Milli ve yerli az sayıdaki sanatçı kardeşlerimizi en çok üzen olaydır bu ücret olayı: Ya istedikleri ücret yüksek bulunur, kapı yüzlerine kapatılır veyahut en alt limit kendilerine takdim edilerek öldürülmez, süründürülürler. Tabii bunu, kötü niyetle değil de şu sebeple yapar Kültür Sanat sorumluları: Sonuçta sanatçı bu, geçim sıkıntısı çeksin, acı dolu bir hayat yaşasın ve daha iyi eserler üretsin. Acı sanatçının gıdasıdır. Daha çok acı daha çok sanat! Peh peh peh… Sol zihniyetlilere kebap üstü, meyve, tatlı parası verilsin. Ardından bilmem ne kahvecisinde kahve içsinler, oradan cafeye, gece discoya, cuppa cuppa, renkli bir hayat içinde keyif dolu bir yaşam içinde, sıkıntıdan dertten uzak yeni eserler üretsinler. Bizim yerli ve milli tayfa ise ev kirası, bilmem ne vergisi, oradan kıs, buradan kes, simit ayran, elde yok avuçta yok! Bunlar ne üretiyorlar ki! Bunlar yapamaz ya! Bu işi en iyi sol zihniyet yapar!

Bu acı gerçekleri tamda referandum öncesi dillendirmek zorunda mıydın? diyenler olabilir. Onlara da gezi sürecinde ki fotoğraf karelerini hatırlatalım ve soralım gençlerin Taksim’e koşmasına sebep olanlar kimlerdi?

  1. Siyasiler
  2. Sanatçılar
  3. Sporcular

B şıkkı dediğinizi duyar gibiyim.

Öyleyse sanatın ve sanatçının toplum üzerinde ne derece büyük bir etkiye sahip olduğunu siz de biliyorsunuz. Siz biliyorsanız birileri sizden daha fazla biliyor ve bu alanı en iyi şekilde kullanarak, bizim siyasetle yönetmek için çırpındığınız toplumu, tiyatro, sinema, müzik ve Tv aracılığı ile kolaylıkla dizayn edip istediği gibi yönlendiriyor. Biz ise kolayı, yani sanat varken, zoru; yani siyaseti seçerek, insanımızı elimizde tutmak için canhıraş çabalıyoruz. Neden ikisini bir arada yaparak kolaylıkla bu mayası temiz toplumu kendilerinin talep ettiği gibi şekillendirmiyoruz!

“Diriliş Ertuğrul” yapıldı da izlemedi mi bu millet?

Referandum gibi önemli bir süreçte şöyle bir bakın etrafınıza hangi sanatçılar ‘EVET’e destek veriyor? Murat Boz’un desteği hepimizi şaşırtıp sevindirmedi mi? Gençliğin üzerinde pozitif bir etki oluşturmadı mı? Bir Murat Boz’un EVET deyişinin, yüz tane siyasetçinin aylarca konuşmasından daha etkili olduğunu kim inkar edebilir?

Başkanlık sistemini, sadece Sayın Recep Tayyip Erdoğan odaklı tartışmak gibi bir hataya düştük maalesef. Oysa mesele Türkiye meselesidir. Güçlü, istikrarlı, bağımsız bir Türkiye. Siyasetin girdiği bu açmazı Rıdvan Dilmen, Arda, Burak ve Murat Boz farklı bir boyuta taşıyarak aşmışlardır. Buda insanlara bir nevi güven aşılayarak, onları rahatlatmıştır. Şayet milli ve yerli sanatçı havuzumuz geniş olsaydı Başkanlık sürecinde insanımız çoktan neye EVET yada neye hayır dediğini öğrenmiş, anketlerde yüzde 80 EVET’i görmenin rahatlığıyla oturuyor olurduk.

Hangi mahallesine baksanız mutlaka bir yetenek bulabileceğiniz genç bir nüfusa sahibiz. Siyaseti iyi yapan bir millet olarak, hangi dönemine el atsak bir değer, bir cevher fışkıran bu topraklarda neden sanatı iyi yapamayalım? Un var yağ var şeker var sadece bu malzemeleri araştırıp bulacak, yoksa fabrikasını kurup birkaç ayda yaptırıp, aynı kaba koyup helva yapacak, Kültür Sanattan sorumlu idealist, dertli, samimi yönetici kadroları gerekli.

Not: Milli ve Yerli yada Müslüman genç tiyatrocu yok! yetişmiş adam yok! diyenlere tesadüfen izlediğim “Kudüs yada Leyla” oyununu izlemelerini tavsiye edeceğim ama oyun çok güzel olduğu için belediyeler oynatır mı? Oynatırsa üç kuruşa ne zaman oynatır? Kültür Bakanlığımız bu gençlere destek verip ilçenize yollar mı? inanın bilmiyorum fakat kaliteli sanatçılarımız çok. O oyunu izleyince umudum daha bir arttı. Bunlardan daha ne çok vardır! diye heyecanla ayrılmıştım salondan.