‘Size yılda 1 Milyon Dolar maaş teklif etseler -ikramiye dahil; ve vergiden arındırılmış- Sudi Arabistan’a çalışmak, dolayısıyla, ikamet etmek üzere gider miydiniz?. 

Soru cevabının, içerisinde bulunulan ekonomik durum ve yaşam tarzı tercihleri çerçevesinde değişeceğine eminim ama; bu satırları Riyadh’ın, çöl kokulu trafiği akabinde ulaşacağım ofisimden yazmayışımın, tercih meselesine dayandığını belirtmekten de gurur duyarım.

Seçimlerimizin göreceli özünü şekillendiren gelişmelerden ve uluslararası arenada hayranlık uyandırmış Sudi modernleşme projelerinden bahsetmeden önce, tüm bunların temelini kuran ‘kara elmas’ın piyasalar üzerindeki etkenliğine göz atmamız gereklidir:

Şöyle ki, uluslararası petrol fiyatlarının yükseleceği alandaki ekonomik tahminini henüz ilan etmiş bulunan ABD finans ve yatırım bankası Morgan Stanley, ‘OPEC ve diğer petrol üreticilerinin, piyasaya sürdüğü petrol miktarını kısıtlı tutuyor oluşu sebebiyle; piyasaların ABD tarafından üretilen şist petrolüne daha fazla ihtiyaç duyacağını hatırlatmıştır. Gelişmeleri takiben ve yatırım bankası uyarınca, önümüzdeki dönemde, petrolün fiyatı varil başına $7 ila $9 Dolar civarına yükselebilecektir.

2020 yılı itibarıyla, uluslararası arenadaki tüketicilerin, ABD tarafından üretilmekte olan şist petrolüne daha yüksek talepte bulunacağını hatırlatan Morgan Stanley -global alandaki petrol fiyatlarının artışını hızlandıracak bir taktikle- ‘OPEC ile diğer petrol üreticisi ülkelerin -özellikle Rusya’nın- 1.8 milyon varil petrolün piyasalara sürülmeksizin rezerve edileceği’ konusunda anlaşmaya varabileceklerini tahmin etmiştir.

Londra’daki City ile Canary Wharf ve New York City’deki Wall Street analistleri başta olmak üzere, global alandaki borsa hareketlilik liderliğini koruyan diğer uzmanlar da Morgan Stanley tarafından tahmin edilmiş öneriye katılmaktadır. Dolayısıyla, ‘piyasaların petrol arz-talep dengesini koruyabilmesi niyetiyle, Amerikan şist petrol üretiminin bu seneki günlük 5.9 milyon varilden; 2018 itibarıyla, günlük 7 milyon varile yükseltmesi gerektiği’ içerikli analiz, mümkün bir ihtimaldir.

Hatırlanacağı üzere, uygulaması birkaç yıldır süregelen ve Amerikan şist petrolü üreticisi firmalarının, dünya marketlerine sağladığı ‘yeterli ve diğer üreticilere kıyasla daha düşük fiyatlarla öne sürülmüş’ petrol akışı; konuya rakip ülkeler tarafından, ustaca planlanmış bir Amerikan taktiği olarak algılanmaktadır. 

Amaç itibariyle, başta Rusya, İran, Irak, Sudi Arabistan olmak üzere, diğer tüm rakip ülkelerin, petrol piyasalarındaki arz-talep  dengesini bozmayı amaçlayan ABD, konuyla ilgili en büyük taktik değişikliğini de Sudi Arabistan’a yaptırtmıştır. Sudi Krallik artık, petrole bağlı kalınmayacak nitelikteki yatırımlara da yoğunlaşarak, hem dünyanın diğer ekonomik devleriyle başa baş gidebilir -petrol harici- getirilere odaklanmaya, hem de finans dalgalanmaları alanında kısıtlı seçeneklere bağımlı kalmamaya yönelmiştir. Kısacası, Sudi’lerin Vizyon 2030 projesi, Amerikan ekonomik taktiklerinin ‘globallleşme süreci içerisinde yarattığı zincir reaksiyonu sayesinde doğmuş’ öte yandan, Rusya ile Çin’in durdurulamaz yükselişiyle ise paralel düzeyde işleyecek bir yatırım kalkanı olarak sabitleşmiştir. 

El memleket-ül Arabiyyet'üs-Suudiyye…

Yukarıdaki gelişmelerden yola çıkarak, ‘Sudi Arabistan sınırları içerisinde ikamet etmek, ya da ülkenin küresel etki yaratacak ekonomik kararlarını, yaşantımızın bir parçası haline getirmek nasıl bir tecrübe olabilir?’ sorusunu, krallığı ‘ekonomik çerçeve özetiyle’ değerlendirerek cevaplayabiliriz: 

Bati ve doğu ülkeleri arasındaki finans akış dengesini artık daha usta manevralarla sağlayan, ülke, diğer Arap memleketlerine kıyasla da Ortadoğu’daki en geniş tüketici pazarına sahiptir. İstatistikler uyarınca, yüksek nüfus artışı etkisiyle de Al Saud’un torunları, on yıldan bu yana ülkeye yönelik gerçekleştirilmiş dış yatırımlar akabinde, her yıl ortalama $20 Milyar Dolar civarına rastlamış bir hedefe ulaşmaktadır. Tabi ki Sudi Arabistan’ın iç sınırlarındaki tüketici marketi halen, büyük oranlarda ithal ürünlerine dayanmaktadır; ayrıca, krallık üzerine yapılmış endüstri alanındaki yatırımlar ise petrol (petrokimya dahil), metal, emlakçılık, altyapı çalışmaları, su ve enerji alanında başı çekmektedir. Parakende satış sektöründeki talep yoğunluğuyla ülke, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’daki en büyük tüketici pazarını oluşturmaktadır.

Sudi’lerin başarılı ticaret sektörü, ülkedeki ucuz enerji kaynakları ile ucuz işgücü faktörleriyle alakalandırılmıştır. Dahası, petrokimya ürünleri ile plastik üretimi alanında yoğunlaşmış krallık, dünya liderliği sıfatını korumayı sürdürmektedir. Fakat, genel kapsamdaki denge, hükümet harcamalarına ve -dikkatinizi çekerim- global alandaki petrol fiyatı dalgalanmasına bağımlı olarak değişmektedir. 

Yılın ağırlıklı projeleri…

Krallık içerisindeki ‘iş akışı engelleyicilerini’, ustaca verilmiş kararlarıyla elemeyi başaran Velihat Prensi, hükümetinin, ABD ile olan ilişkilerini (ABD’nin piyasalar üzerinde uyguladığı şist petrol üretimi ile alakalı kurnazlığına rağmen) istikrarlı gelişmeler altında tutmaktadır. Mesela bu ilişkilerin doğurduğu finans/yatırım anlaşmalarından başlıcaları şöyle hatırlatılabilinir: Bu yıl ABD ile Sudi Arabistan arasında imzalanmış $350 Milyar Dolarlık Askeri Silah anlaşması; $55 Milyar Dolar aşan üretim, petrol ve doğalgaz anlaşmaları; $20 Milyar Doları aşan ABD’ye yönelik altyapı projesi yatırımları; Riyadh’taki General Electric branşının $15 Milyar Dolarlık yatırım programları; $6 Milyar Dolarlık Black Hawk helikopterlerinin krallıkta üretilmesi yönündeki yatırım projeleri… ve en basit misal ile $40 Milyar Dolar tutarına rastlayan altyapı projelerinin, yine ABD topraklarında uygulanabilecek Sudi faliyetleri akabinde gerçekleştirildiğinin duyrulması bile, Velihat Prensi’nin Vizyon 2030 projesi hedeflerine ulaşacağına dair müjdeli sinyaller vermektedir. 

İlaveten, doğu kanadında öncü Japon telekomunikasyon devi Softbank bile Sudi’lerin Vizyon 2030 hedefini desteklemek üzere $100 Milyar Dolarlık bir teknoloji yatırım planını değerlendirdiğini duyurmuştur. Çin ile Riyadh arasinda kamuoyuna henüz anons edilmiş $20 Milyar Dolarlık yatırım fonununun ise öte yandan ‘altyapı, enerji, madencilik ve hammadde yaratılması alanında ortak projeler yönünde’ kullanılacağı duyrulmuştur.

Çelişkili (?) oyunlar…

Tüm bunlar gerçekleşirken, Sudi Arabistan petrol Bakanı Khalid al-Falih ayın ilk yarında yaptığı açıklama uyarınca, ‘Rusya, Özbekistan, Kazakistan, Libya, Malaysia, Nigeria, Ecuador ve Sudi Arabistan’ın da dahil edildiği 24 ülke, uluslararası petrol kaynakları ile de alakalı kılınmış bir işbirliği anlaşması imzalamıştır’. İlgili ülkeler, bu amaçta yoğunlaşmış işbirliği içerisine girerek, küresel alandaki petrol stoğunun düşürülmesi için ısrarlı atılımlar uygulamayı; böylece, Amerikan şist petrol taktiklerini de çıkmaza sokmayı amaçlamaktadır. 

Lakin, Rusya Enerji Bakanlığının konuya gösterdiği önemin yüksekliği, dikkatlerden asla kaçırılmamalıdır. Çünkü Ekim ayında, Sudi Arabistan ile Rusya arasında gerçekleştirilmiş olan milyarlarca Dolar değerindeki silah anlaşması, Moskova ile Riyadh ilişkilerinin, petrol harici konularda da iyice yakınlaştığına dair sinyaller vermektedir. 

Aynı yönde, Rusya ve Sudi Arabistan’in OPEC bağlantılı petrol üreticileri ile OPEC’e bağlı olmayan üreticiler arasında bir anlaşma yapılması üzerinde gösterdiği özel caba, ‘global sahalardaki petrol üretiminin, iki ülke liderliği kontrolü altında tutulmasının amaçlandığını göstermektedir. Netice itibarıyla, tüm bu uygulamadaki asil niyet, ABD taktiklerine karşı kullanılacak, uluslararası piyasalardaki petrol fiyatlarının desteklenmesidir. (Fakat, yatırım bankacıları arasında süregelen spekülasyonlar, Riyadh ile Moskova’nin asıl amacının, dünya petrol fiyatlarının artışını sağlamak olduğu, yönündedir.)

Yolsuzlukla mücadele alanındaki faaliyetleri ile Sudi’lerin çağdaşlaşma yönündeki adımlarının, hem ülke vatandaşları hem de burada çalışan/ikamet eden yabancıların faydası doğrultusunda işleyeceği gerçektir. 

Komşu ülkeleri de kapsayan politik ilişkiler açısından öte yandan, krallık için Ortadogu politik arenasında öne çıkan zorluklar göz ardı edilmemelidir: Özellikle Riyadh’ın Suriye lideri Assad idaresine karşıt mücadele eden grupları destekleyişi, kriz nedeni olarak kabul edilmektedir. Din, aynı kapsamda, önemli bir ağırlık kazanmaktadır ki, ‘Sunni-Alevi’ çatışmasının, kolay kolay sona ermeyeceği de anlaşılmalıdır böylece. Rusya ile İran’ın, Assad’ı destekleyişi; diğer taraftan ise Riyadh’ın Rusya ile arasındaki politik/ekonomik ilişkilerinin pekişmesi, ‘Sunni-Alevi işbirliği’ kavramına farklı bir boyut kazandırmaktadır. Bu safhada, Rusya ile İran arasında kuvvetlenmiş politik bağların yanı sıra; Türkiye, Rusya, İran üçgeninde odaklanmış iletişim, Arapların, ‘bölgede yürütmeyi amaçladığı ekonomik liderlik ve Sunni İslam’ın öncülüğünü taşıma amacına’ gölge düşürmektedir. 

Din, Ticaret ve Cagdaslasma…

Değil sadece Arap Yarımadası’nda, sınırları içerisinde de dini ideolojilerini, ‘batının haram ile donatılmış ögelerine karşı savunarak’ seslendiren bazı mollalarla da uğraşmak zorunda kalmıştır Al Saud torunları. 

Bilhassa, şeriat kanunu ile globelleştirilmiş ticaret anlaşmaları kapsamında korunulması gereken dengenin, bazı çevreler üzerinde ateşlendireceği tartışmalar, tutucu dinadamları tarafından, yenileşme karşıtı taktikler olarak dahi kullanılmaktadır. Ne de olsa din, Sudi Arabistan’ın kurucusu Mohammed bin Saud ile etken dinadami Mohammed Abdelwahab (Wahabism’in atası) döneminden bu yana, ülke yönetiminde önemli bir ağırlık taşımaktadır. Ve bazı mollalar bu alandaki kuvveti ellerinden kaçırmamaya kararlı olduklarını göstermektedir.

Sonuç itibarıyla, konu Sudi Arabistan’a dayandığında, hatta daha bir genel anlamda, iş ya da şahsi alanda radikal kararlar verilirken, kulaktan dolma bilgilerle hareket edilmemelidir. Çünkü, bir ülke, yer, kişi ve olayları tecrübe akabinde değerlendirmek başka; sağda solda karalanmış kulaktan dolma laflara dayanarak anlamaya çalışmak ise çok başkadır.