Açık söyleyeyim hayatımın bir döneminden sonra ilme (özelde Tarih ilmine) yöneldiğim için gündem olan konulara şöyle bir bakıp geçiyordum. Fakat serde gazetecilik var. Geçmişin mirası ince ince değerlendirip, didik didik araştırma var. İşte, gündem fazla işgal olunca bir meseleyle, içimdeki bu misyon harekete geçiyor, ilkin öylesine yaklaştığım ve güncel cümlelerle kısaca üzerine yorum yaptığım konular üzerinde hayli düşünmeye başlıyorum.

17-25 Aralık tarihi bu ülkenin gündemine girdiğinde büyük bir yolsuzluk operasyonu gibi lanse edildiği için o güncel cümleler ve ani refleksler girdi devreye işte. Üzerinde hiç düşünülmeden. Görünenle yetinerek, başladık; olmaz, olmamalı, rüşvet vs. olamaz böyle bir şey demeye ve herkesle benzer tepkiler verdik. Mesele burada kalsaydı şayet, aynı tepkimizde devam ederdik. Çünkü bir yanlışı onaylamak mümkün değil.

Sonra kalmadı burada mesele. Mit tırları hadisesi zuhur etti. İnsanı dehşete düşüren bir küstahlıkla. Benim o dönemde de üzerinde durduğum kelime buydu. Çünkü uzun süre doğru kelimeyi aradım. Ve buldum.  “Küstahlık.” Şu tepkiyi verdim anında: “Velev ki tırlar İsrail’e gidiyordu. Yine de devlete operasyon yapamazsın!” Evet, tablo netleşiyordu. Hakikaten bütün kurumlara nüfuz etmiş paralel bir devlet vardı ve asıl devletin şerik istememesi üzerine harekete geçmiş, büyük bir ihanetle mücadele ediyordu. Yoksa bu küstahlık nasıl açıklanır? Bunu ancak bu ülkeye bir düşman devlet yapabilir. Öyleyse tanımı netleştirelim. Bu küstahların kurduğu ikinci paralel –sözde- devlet, yani asıl devlete şerik olan şirkçi devlet (inançlarında da şirkçiler) bu devlete (Türkiye Cumhuriyeti) düşmandı. Yineleyelim, tarihin görüp görebileceği böyle bir büyük ihaneti ancak düşman yapar.

Durmadılar. Durmayacaklardı da. Sonra 15 Temmuz geldi. Bu noktadan sonra ayrıntılara girmeme gerek yok. Hepiniz biliyorsunuz. Yani şu; 17-25 Aralık’ı yapan, Mit tırlarını da yapardı, Mit tırlarını yapan 15 Temmuz’u haydi haydi yapardı. Küstahlık da sınır tanıma yok çünkü. Bu bakımdan şaşırmaya da gerek yok. Yine söylüyorum, 17-25 Aralık tek başına kalsaydı ve Mit tırları ve 15 Temmuz gibi tarihin görüp görebileceği en hain girişimler olmasaydı bugün Sarraf davasının da bir hükmü ve önemi olurdu. Bu yüzden bu zincirlerin her birini çok iyi tahlil etmek zorundayız.

17-25 Aralık’ın da bunların eseri olduğunu anladıktan sonra (dediğim gibi diğerlerini yaşamasak bunun onların sahnelediğini anlayamayacaktık) şu soruyu sormaya başladık. Ya da şahsileştireyim, ben şu soruları sormaya başladım. Ergenekon Balyoz kumpasları ortadaydı. Yapılan tüm suçlar bir bir ortaya döküldü, bunlardan bazıları kopya, adam kayırma, kadrolaşma, askeriye başta devletin bütün birimlerini ele getirmek için her türlü yolu mubah sayma idi vs. vs. Sorunun biri şuydu o zaman. Bunların her biri başlı başına suç ve günahken sizi başkalarının günahları neden bu kadar ilgilendiriyordu? Sorunun diğeri de şuydu, ininize nasıl bir çomak sokuldu ki o ana kadar her şeyi ince ince dosyalayıp, kaset kaset biriktirip, montaj montaj hazırladığınız halde niçin o çomaktan sonra harekete geçtiniz? Ve asıl soru da şuydu; o çomak sokulmasa yine de harekete geçecek miydiniz? Ha, demek ki burada bir durmak lazım. Bunların ortalığı velveleye verdiği şeylerin sebebi etik ahlak İslam şu bu kaygılı değil. Çomak sokulmasa aynen devam edeceklerdi. Mesele çomak sokulması. Yani şahsi menfaatleri. Öyleyse, ben Mit tırlarını gördükten sonra, 15 Temmuz’un dehşetini yaşadıktan sonra, yaptıkları her kumpas ortaya ince ince saçıldıktan sonra bunların hiçbir dediğine inanabilir miyim? Hayır. Öyleyse 17-25 Aralık’a da inanmam. Bunu işte Mit tırları ve 15 Temmuz’a şahit olduktan sonra söyleyebilirim. Ki şahit oldum.

2008 tarihli, küresel ölçekli büyük ekonomik kriz bizi teğet geçti biliyorsunuz. Dünya böylesine bir krize bir de 1929’da şahit olmuştu. Ki bunu 2. Dünya Savaşı’yla aşmaya çalıştı. (Bütün savaşların temel sebeplerinden biri ve en önemlisi ekonomiktir.) Yıkım büyük, ölü sayısı korkunçtu. Fakat yeni dünya düzenini de kurmayı başarmıştı para babaları, emperyalist sistem. Almanya’ya haddi bildirilmiş, NATO kurulmuş, SSCB çeşitli gizli yapılarla kuşatma altına alınmış ve en nihayetinde Soğuk Savaş’ın da başarılı galibi olarak çıkan ABD, Rahmetli Özal’ın ve Yeşil Kuşak’ın da yardımlarıyla dağılan SSCB’nin (bu olayın bize bakan yönünü tartışmıyorum, yargılamıyorum da, bir tespitte bulunuyorum) ardından tek süper güç haline gelmişti. Artık dünya tek kutupluydu. SSCB’nin yerini Çin alsa da, Çin şimdilik menfaatlerine uzak bir coğrafyaydı. Dünya da onu zaten ikinci süper güç olarak görmüyordu. O da zaten tehdit oluşturmuyordu. Kuzey Kore kısmen kafa tutuyor bu bağlamda. Ciddi başını ağrıtıyor ABD’nin fakat o hala dünyanın tek kutuplu halini ve tek süper güç olma özelliğini muhafaza etmeye devam ediyor.

Bir dakika ya! Yani “One Minute!” İkinci bir devlet olarak Türkiye Cumhuriyeti, bu tek kutuplu dünyanın çarkına çomak sokabilir miydi? Hem “Dünya 5’ten büyüktür” de denilmemiş miydi? Üstelik bu adamlar şaşılacak şey ama 2008 ekonomik krizini çok rahat atlatmışlardı. Üstelik bu krizden güçlenerek çıkmışlardı. Hem bunların tarihi bir misyonları da vardı. İçlerinde uyuyan bir dev vardı bunların. O dev Attila’dan beri dünyayla dans etmiyor muydu? O dev İstanbul’u almamış mıydı? O dev altı asır dünyaya nizam verme ülküsü ile adil bir düzen duygusuyla hareket etmemiş miydi? O dev, şunların imiğini sıkalım artık bittiler dedikleri an Milli Mücadele’de yeniden şahlanmamış mıydı? Bak bak sen, ya o dev yeniden uyanırsa? Hem siz kim oluyorsunuz da bizden habersiz komşularınızla ticaret yapıyorsunuz? Kim oluyorsunuz da benim bile en çok etkilendiğim ekonomik krizi rahatça atlatıyorsunuz? Siz kimsiniz ki benim Kürdistan adı altında kurmak istediğim Arzı Mev’ud’a karşı çıkıyorsunuz? Yoksa o dev uyanıyor mu? Öyleyse durduralım!

İşte 2008’den beri bu soruları soruyor ABD.

Anlamak için de Sarraf’ı esir aldı, bir taşla iki kuş vurmaya çalışıyor. Hem senin metotlarını çözecek hem de seni durduracak.

Fakat senin adına heyhat ki, o dev çoktan uyandı. Bu dünya artık tek kutuplu olmaktan çıkacak ve Allah’ın izniyle Dünya’ya daha adil, daha paylaşımcı, din, dil, ırk ayrımı gözetmeksizin bütün mazlumları ve masumları kollayan, gözeten yeni bir düzen gelecek. Fetö’yle bunun önüne geçmeye çalıştınız belki ama yukarıda bahsettiğim o çomak sokuldu artık. Bunun son derece farkındayız. Bu çomakla biz asıl çarka çomak sokmuşuz. Bunun da son derece farkındayız.

Bu bağlamda, Sarraf sizi bir süre avutabilir. Sarraf’ın bildiği de Fetö’nün kulağına üflediği kadardır. Ne 2008’in sırrını ne de “Dünya 5’ten büyüktür” demenin ne demek olduğunu asla tamamıyla tahlil edemeyeceksiniz.

Yaşayarak öğreneceksiniz.