Saygın Recep Tayyip Erdoğan Beg Diyanet İşleri Başkanlığı görevlileri ile ilgili olarak bazı eleştiriler yaptılar. Mealen dediler ki; “Milleti din konusunda gereğince aydınlatamadınız. Görevinizi tam yapmadınız. Boşluk oluştu. Oluşan boşluğu da FETÖ doldurdu.”

        Gereğince malumat sahibi olunmadığı için yaygın bir yanılgı mevcuttur. DİB’in yasa gereği görev yetki ve sorumluluğu halkın din hizmetlerini görmektir. DİB’in halkı din hususunda eğitmek yetkisi yoktur. DİB’in vaaz ve kitap yayınlama dışında bu hususta yapabileceği bir şey yoktur. Son yıllarda yaz tatillerinde camilerde çocuklara, diğer zamanlarda da talip olan halka Kur’an okumayı öğretme faaliyetleri geliştirmiştir. Türkiye’de eğitim ve öğretim görevi MEB’in görev, yetki ve sorumluluk alanındadır. Bu nedenle DİB çok isteseydi dahi din hususunda halka yaygın bir eğitim vermesi mümkün olamazdı.

            Öte yandan, din görevlilerinin eğitim düzeylerinin halkı eğitme konusunda ne kadar yeterli olduğu da gözden uzak tutulamaz.

            Ayrıca, şu kesin bir gerçektir ve dile getirmemek bu gerçeği yok etmez: Osmanlı dönemi de dâhil uzun yıllardan beri İslam’ın nasıl bilineceği, nasıl anlaşılacağı ve nasıl uygulanacağı hususunda son sözü Hz. Muhammed (SAV) değil devlet yönetimi söylemektedir. İslam tarihini, Kur’an-ı Kerim’i, Hz. Muhammed Mustafa’yı (SAV) yeterince araştırmış olan herkes görecektir ki mezhep konusundan veda hutbesine kadar İslam dini Türkiye’de ciddi sansüre maruz kalmıştır. Bilgi sahibi olsalar dahi bırakın din görevlilerini, okullardaki öğretmenler dahi müfredatın belirlediği konuların dışında herhangi bir konu işleyemez, öğretemezlerdi.

            Saygın Cumhurbaşkanının bahsettiği şekilde bir boşluk meydana gelmiş ise bu durum din görevlilerinin ihmalinden çok yukarıda arz edilen sığlıkların zorunlu bir sonucu olarak oluşmuştur. Meydana gelen bu boşluk çok ciddi bir ihtiyaç olan inanç hususunda elbette ki halkın değişik alternatiflere itibar etmesine sebep olmuştur. Biraz daha cüretkâr yazabilirsem saygın cumhurbaşkanının da mezun olduğu imam hatip ortaokul ve liselerinin müfredat ve eğitimlerinin saygın cumhurbaşkanının arzu ettikleri kıvamda olduklarını söyleyemeyeceğim. Çok uzatmadan sadece bir örnek ile meramımı anlatmaya çalışayım. Çocukluğumuzda bizler hocalardan ve okullarda din dersi öğretmenlerinden şunu öğrenmiştik: üç tane “semavi” din varmış. Bunlar sırasıyla Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam’mış. Benim mensup olduğum kuşak bu hususu bu şekilde dinledi ve öğrendi. Mesele basit gibi görünebilir ama gerçekte fecaatin tam da burada başladığını bendeniz 1995 yılında ancak fark edebildim.

            Üç semavi din meselesi kökten yanlış, inanç hususunda tüm değerleri yok edici ve bundan sonra din adına artık hiçbir doğru şeyin yerli yerine oturtulamayacağı büyük bir sapmadır.

            Şöyle ki; Allah tektir. Allah’ın dini de tektir. Allah’ın birden çok dini yoktur. Allah’ın gönderdiği tüm nebiler aynı dinin resulleridirler. İman ve ahlak esasları olarak tüm nebiler aynı dini tebliğ ettiler. Yüce Allah’ın Hz. Muhammed Mustafa (SAV) aracılığıyla Kur’an vahyinde bize ilettiği net bilgi budur. Tüm zamanlar boyunca yüce Allah, katındaki yegâne makbul inancın İslam dini olduğunu ifade buyurmuştur. Allah bizlere lutfettiği nebilerin eksiksiz olarak tümünü kabul ve tasdik etmemizi bize iman esası olarak buyurmuştur. Tüm zamanlarda tek geçerli dinin İslam olduğu ve tüm nebilerin İslam’ın resulleri olduğunu Kur’an vahyi ile açıkça biliyoruz. Yahudiliğin Hz. Musa zamanındaki FETÖ’lerin Hz. Musa’dan sapma ile ürettikleri bir inanç olduğunu, Hristiyanlığın Hz. İsa dönemindeki FETÖ’lerin saptırmasıyla oluşan bir inanç olduğunu bizler ancak 2000 yılından sonra fark edebildik.

            Tüylerimin ilk diken diken olduğu zamanı hatırlıyorum. 1995 yılında Fetullah Gülen ve avanesinin “Mümin olmak için Allah’a iman etmek yeterlidir. Hz. Muhammed’i nebi olarak kabul ve tasdik etmek şart değildir” şeklinde konuşma ve yazmalarını işittiğim ve okuduğumda dehşetle irkildim; fakat bu mesele maalesef DİB nezdinde de, din görevlileri nezdinde de kanıksanmış olarak göründü. Devlet erkânından ve kamu görevlilerinden bu hususa itiraz sesleri duymadım, yazıları okumadım. İslam hususunda uzman birçok şahsın etkin düşmanlar edinme pahasına bu saçmalığı deşifre eden yazılarına ise ulaşma imkânım oldu lakin bu hamiyetperver ve cesur ilim emekçilerinin diyanetin kütüphanelerine girme yasağı ile cezalandırıldıklarına da hayretle şahit oldum. AK Parti iktidarı döneminde Sayın Prof. Dr. Mehmet Görmez’ in Diyanet İşleri Başkanı olmasına kadar geçen sürede geçmişten beri Cuma hutbelerinde devamlı olarak okunan “Allah katında tek makbul din İslam’dır” ayetinin kaldırıldığını, Saygın Recep Tayyip Erdoğan Beg’in başbakanlığı döneminde diyanetin de bağlı olduğu Devlet Bakanlığı görevini yürüten Prof. Sait Yazıcıoğlu’nun meclis kürsüsünden bizzat “mümin olmak için Allah’a iman yeterlidir. Hz. Muhammed’i (SAV) nebi olarak kabul etme mecburiyeti gerekmemektedir” mealindeki konuşmalarını dehşetle gördüm ve dinledim. O dönemlerde FETÖ gazetesinde ücretli yazı yazan din uzmanı(!) Prof. Hayrettin Karaman’ın bu yanlışlığa destek veren yazılarını ve bu yazılara getirilen eleştirileri okurken AK Parti iktidarının bu meseleyi nereye evireceği hususunda sancılandım durdum.

            Çok şükür ki, FETÖ bizzat Saygın Recep Tayyip Erdoğan Beg’in iktidarına kastettiğinde 2010 yılında başlayan çatışma sayesinde milletimizin İslam’ının topyekûn FETÖ inancına dönüşmesi süreci durdurulmuş oldu. Hayrettin Karaman’ın halen Saygın Cumhurbaşkanımızın huzur sohbetleri uzmanlarından olması bu yanlışlığı izale etme hususunda çok da ümitli olmamı sağlamıyor. FETÖ niçin mi damarlarımıza işledi? Çünkü din görevlileriyle milli eğitim elemanlarıyla ve siyasiler ile FETÖ’nün Hz. Muhammed Mustafa (SAV)’nın hukukunu yok edici, İslam’ı ucubeleştirici bu hezeyanlarına kurumsal yapılarla maalesef duyarsız kalınmasından ötürüdür. Bazı kendilerini nurcu olarak tanıtan şahısların Saygın Prof. Mehmet Görmez’e olan muhalefetlerinin ve Mehmet Görmez’in DİB’den ayrılmasının, Mehmet Görmez’in bu konuda yanlışlığı giderici çabalarından ötürü olmadığı umudunu beslemek istiyorum.