Küba'da 1991 yılında ABD emperyalizminin ülkeye dönük müdahalelerini araştırmaya yönelik bir istihbarat ve güvenlik merkezinin kuruluşunda görev alan ve emekli olana kadar da bu görevini sürdüren Fabián Escalante, geçtiğimiz günlerde Türkiye'deydi. Türkçe'de yayımlanan, “Fidel Castro'yu öldürmenin 634 yolu” ve “Kennedy cinayeti-Bilinenin Ötesinde” başlıklı kitapların yazarı Escalante'yle Kennedy cinayeti ve Chávez'in ölümü üzerine konuştuk.

Escalante, 2013'teki ölümünden beri tartışılan “Chávez öldürüldü mü” sorusuna “kişisel” bir yanıt veriyor ve kendi düşüncesinin bu yönde olduğunu belirtiyor. Chávez'e yönelik suikast girişimlerini 2006'da yayımlanan “Fidel’den Kennedy’e Ondan da Chávez’e Bitmeyen Politik Cinayetler Tarihi” kitabında ele aldığını söyleyen Escalante'ye göre, “CIA için, emperyalizm için, Latin Amerika oligarşisi için böyle bir adamı (Chávez) öldürmek kaçınılmaz bir zorunluluktu”.

Fabián Escalante'yle yaptığımız uzun görüşmenin* güncel önem taşıyan kısımları ABD Başkanı John Kennedy ve Venezuela Devlet Başkanı Hugo Chávez'i hedef alan cinayetlerle ilgili oldu. Bir dizi konuda son derece ayrıntılı bilgileri net cümlelerle özetleyen Escalante, sansasyonel denebilecek kimi başlıklarda hayli soğukkanlı cümleleri ardı ardına sıralıyor.

Küba devrimini, Komünist Parti'nin bir üyesi olarak karşılayan ve sonraki yıllarda da Fidel Castro yönetiminin önemli figürleri arasında yer alan Fabián Escalante, uzun yıllara yayılan görev süresinde çoğunlukla ABD emperyalizminin bölgeye yönelik saldırıları üzerine yoğunlaşmayı gerektiren istihbarat ağırlıklı faaliyetlerde bulunmuş bir isim. Uzmanlık alanı diyebileceğimiz konu da “siyasi cinayetler”.

Escalante, kitaplarından yola çıkarak Kennedy cinayeti ve Chávez'in öldürülmesi konusunda şu görüşleri paylaştı:

CIA ve diğer istihbarat örgütlerini yakından tanıyorsunuz. John Kennedy (JFK) suikastında CIA’in parmağı var mıydı?

ABD’de iki güç/iktidar vardır. Siyasi iktidar ve gerçekte olan iktidar. Askeri, endüstriyel, finansal güç odakları, petrol şirketleri vb. Pentagon ve ABD’nin tüm istihbarat yapısıyla birlikte çalışır.

1 Ocak 1959’dan bugüne kadar Küba’ya karşı da birlikte hareket etmişlerdir. Her daim ülkeme, Küba’ya saldırmışlardır. Küba ile ABD’nin herhangi bir ilişki yürüttükleri her an bu saldırının dozu da artmıştır; tıpkı 1963’te JFK suikastı döneminde olduğu gibi.

Kennedy suikastı, 1962’de nükleer füze krizinin sonuçları anlaşılmadan çözümlenemez. Bu kriz, ABD’nin gerçek bir güç olduğunu göstermiştir. Aynı dönemde dünyadaki tüm çelişkilerde parmağı olduğunu bildiğimiz ABD’de, Kennedy bir çözüm, çıkış yolu aramış ve 1963’te çıkar odaklarından farklı bir bakış açısıyla barışçıl bir niyet göstermiştir.

Bunu ne askeri, ne endüstriyel, ne finansal güç odakları, ne petrol şirketleri ne de CIA affedebilirdi.

CIA’in Miami’de dört bin kişilik bir Kübalı ordusu vardı. Hava kuvvetleri, deniz kuvvetleri vardı. Miami’de bir üssü vardı, askeri değil, sivil bir üs. Miami’de 55 şirket bunu finanse ediyordu. O dönem için çok büyük bir miktar olan 100 milyon dolardan bahsediyorum.

Tabii ki, böyle bir ortamda pasifist bir siyaset tolere edilemezdi.

Kennedy’yi kim öldürdü? Tabii ki CIA’in Küba’ya karşı savaş yürüten aygıtı.

Bu mekanizmanın başındaki kişilerden biri de David Atlee Phillips’ti. CIA’in içinde farklı sorumluluklar almış bir kişilik.

1973’teki Şili darbesinde parmağı bulunan bir kişi... 1967’de Che’nin Bolivya’da öldürülmesinde de sorumluluğu bulunan bir kişi aynı zamanda.

Bundan önce 1965’te Dominik Cumhuriyeti’ndeki emperyalizm yanlısı örgütlenmelerden sorumluydu kendisi. Ve bu kişi Kennedy’nin öldürülmesinde her şeyi planladı ve yönetti. Gerçek bu. Ve bunu biz ortaya çıkardık: Phillips’in bundaki parmağını ve Miami’deki Kübalıları nasıl manipüle ettiğini...

Bu konuda yakın dönemde ABD'de “Trump JFK dosyalarını açıklıyor” rüzgarı esti. Ancak bekleneceği gibi yine kimi belgeler açıklanmadı. Neyi saklıyorlar tam olarak?

Açıklanan belgelerden Küba'yla ilgili de bir dizi karanlık eylem ortaya çıkmış oldu. Bunların politik anlamı ne olabilir?

ABD, Kennedy’nin suikastından beri tutarlı bir politika izliyor. CIA ve diğerlerine göre Kennedy’yi kimin öldürdüğü belli değil. ABD’nin bunu bilmediğine inanmak imkânsız bana kalırsa. 54 yıldan beri ABD’nin farklı hükümetleri pek çok belgeyi kamuoyuyla paylaştı. Bunların çoğu önemliydi ama sonuç üzerinde rol oynayan bir özelliğe sahip değildiler. Trump geriye kalan belgelerin tümünü kamuoyuyla paylaşmaya karar verdi.

Bugüne kadar belgelerin yüzde 88’i yayımlanmıştı. Kalan 3 bin 100 belgeden 2 bin 800’ü Trump tarafından yayımlandı. Geri kalan belgelerin ABD ulusal güvenliği gerekçe gösterilerek yayımlanmadığını biliyoruz.

Yayımlanan belgeler içinde Küba’yı mahvetmeye yönelik CIA planları da var. Bunlar içinde Kübalılara karşı girişilen suikastlar vb. yer tutuyor; ancak hiçbirinin JFK suikastıyla ilişkisi kurulmuyor.

Bu belgeler suikastın araştırılmasının ABD’deki üç komisyona ait olduğunu söylüyor. Bunlardan biri ABD Kongresi'ne ait komite. Bu üç komite de Kennedy’yi kimin öldürdüğünü ortaya çıkaramıyor! Dolayısıyla belgelerin kamuoyuyla paylaşılması sorumlulukların üstünü örtüyor.

Benim kitabım yapbozun parçalarını bir araya getiriyor bu noktada.

Peki bugün Trump bu hamleyle ne murat etmiş olabilir? Tabii ki şuna dikkat etmek lazım; ABD son birkaç aydır Küba’ya karşıt bir siyaset gütmeye başladı. Dolayısıyla böyle bir hamleyle, benim Küba karşıtı yeni bir kampanyanın başlayacağını düşünmekten başka bir alternatifim yok açıkçası.

Bu “çeteler” Fidel'e suikast için de kullanıldı değil mi?

CIA’in Miami’deki mekanizması Kennedy’ye suikastı düzenleyen ekibi oluşturuyor. Bunlar içinde Luis Posada Carriles, Hernán Lozano, Freddy Lugo, Orlando Bosch, Frank Castro, Orlando García gibi bir grubun üyeleri var ve bunlar 18 Kasım 1963’te iş başındalar.

ABD gizli servisi, Amerikan ajanlarının ve Kübalı karşıdevrimcilerin Kennedy’i Chicago’da öldüreceklerini 2 Kasım’dan beri biliyordu.

18 Kasım’da da, Kennedy’nin seçim bölgesi olan Miami’de bir suikastın gerçekleştirileceği biliniyor ve benzer şekilde 21 Kasım’da Teksas’ta.

Diyeceğim o ki, ABD gizli servisinde bunun bilgisi yeterli derecede var.

Bu cinayeti işleyen de CIA ile Kübalı karşıdevrimcilerdir.

Kennedy’e siyasal olarak düşman bir CIA’den bahsediyorum. 18 Kasım’da bir grup Kübalı Dallas’a geçiyor ve suikastın örgütlenmesinde rol oynuyor.

Peki sizin uzmanlık alanınıza giren bir başka konu var: Chávez öldürüldü mü?

Fidel, Chávez ve Kennedy'e karşı gerçekleştirilen suikastlerin hikayesinin anlatıldığı kitabımda (Fidel’den Kennedy’e Ondan da Chávez’e Bitmeyen Politik Cinayetler Tarihi), Fidel'e karşı bilinen suikast girişimleri, Kennedy'i öldürmek için kurulan komplolar, ama aynı zamanda Başkan Hugo Chávez'in Venezuela'da iktidara gelmesinden sonra gerçekleşen komplolar yer alıyor.

Ve tesadüfe bakın, Chávez'i öldürmek için büyük ihtimalle kurulan ilk komplo Küba kökenli bir Amerikalı CIA ajanının fikriydi. Adı Mario Chanez de Armas. Bu kişi aynı zamanda 1961'de Fidel'i de öldürmeye kalkışmıştı.

Venezuela İstihbarat Servisi bu cinayet girişimini araştırdı. Birçok Venezuelalı'nın, Kolombiyalı paralı askerlerin vesaire de dahil olduğu bütün hikayenin aslını ortaya çıkardılar. Ve planları, komploları boşa çıkarıldı, suya düşürüldü.

Ardından, kitabımda belirttiğim üzere, CIA, ve Venezuela oligarşisi tarafından Başkan Chávez'i öldürme amaçlı çeşitli komplolar düzenlendi.

Chávez öldü.

Hepimiz biliyoruz ki, kansere yakalanarak yaşamını yitirdi. Ama Chávez'i öldüren kanserin türü çok saldırgandı. Hastalık o kadar hızlı yayıldı ki, müdahale etmeye zaman kalmadı. Ve bu doğal olarak bende, hastalığın tetiklenmiş olabileceğine dair bir şüphe uyandırıyor.

Yani demek istediğim bulaştırılmış bir hastalık olabileceğine dair bir şüphe. Belki yüksek teknolojili bir silah aracılığıyla; belki yemeklerine, kullandığı bir ilacın içine aşılanarak, enjekte edilerek… Düşmanın Chávez'e ulaşabileceği herhangi bir andan faydalanılmış olabilir.

Bu benim kişisel düşüncem, kanıtım yok. Kitabımda belirttiğim bir tahmin.

Çünkü kesin olan bir şey var ki, o da en başından beri Chávez'i öldürülmeye çalıştıkları.

Sizler de biliyorsunuz ki, 2002'de gerçekleşen ilk darbe girişimi sırasında, tutuklandı ve Luchila adasında götürüldü.

Adaya götüren askerlerin elinde Chávez'i öldürme emri vardı. Ne oldu? Bütün askerler komploya dahil değildi ve içlerinden bazıları isyan etti ve darbe başarısız oldu.

Yani amaç Latin Amerika için inanılmaz önemli bir adam olan Chávez'i öldürmekti.

Ve bence CIA için, emperyalizm için, Latin Amerika oligarşisi için böyle bir adamı öldürmek kaçınılmaz bir zorululuktu. Benim düşüncem bu.

(Görüşmenin tam metni, Aralık ayında yayımlanacak olan Gelenek dergisinde)