Hürriyet gazetesinin altyapısı, masonlardan müteşekkil bir organizasyon tarafından oluşturuldu. Masonluğun üç temel umdesinin ilki (Hürriyet) gazeteye isim olacaktı (diğer ikisi; müsavat “eşitlik”, uhuvvet “kardeşlik”).

Sefarad kökenli iki Yahudi kardeş olan Burla Biraderlerin, Sedat Simavi’ye gelişmiş matbaa makineleri tedarik etmesi ile Hürriyet gazetesinin -bilinen- serüveni başlar.
Sedat Simavi 1948 yılında Hürriyet gazetesini kurdu.

Sedat Simavi’nin 1953 yılında vefatı ile gazete yönetimi oğulları Haldun ve Erol Simavi’ye geçti.
Haldun Simavi, 1971 yılında, Web Ofset grubunu kurarak, kardeşinden ayrıldı; başta Günaydın gazetesi olmak üzere, çeşitli gazeteler ve dergiler yayınlayarak yoluna devam etti.

Kardeşinin ayrılması ile Hürriyet’in tek sahibi olan Erol Simavi, Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locasının, İstanbul Büyük Locası Üstad-ı Azamı idi. Hürriyet’in 40. kuruluş yıldönümü münasebetiyle, kendi muhabiri Emin Çölaşan’a, 1988 yılında, bir röportaj veren Erol Simavi, üst düzey mason olduğunu okuyuculara açıklamakta beis görmedi.

Üstad-ı Azam mertebesinde bir mason olan Erol Simavi’nin a’dan z’ye varıncaya kadar gazetesinin bütün kademelerine masonları doldurduğunu aklımızdan çıkartmayalım.

Mason locaları ile irtibatı bulunan bir kısım sol tandanslı darbeci subay ile masonlar tarafından idare edilen yer altı dünyasının belli başlı üyeleri zaman içerisinde Hürriyet gazetesine entegre edildi.
27 Mayıs darbesini gerçekleştiren Milli Birlik Komitesi üyelerinden Binbaşı Orhan Erkanlı, Hürriyet gazetesine genel müdür yapıldı.
Hürriyet gazetesinin eğlence dünyası reklamları Dündar Kılıç’a kurdurulan Cem Reklam üzerinden alınmaya başlandı. Böylece, Dündar Kılıç mafya âleminde bir numaraya yükseltildi. Gazinolar, gece kulüpleri, pavyonlar, barlar vs. Dündar Kılıç’ın reklam şirketini dışlayıp reklam veremez duruma geldi. O günün koşullarında başka türlü reklam yapmaları imkânsızdı.

Hürriyet gazetesinde yapılan yayınlarla, kültür-sanat-müzik-sinema dünyası masonik bir tarzda dizayn edilmeye, milli-manevi değerler karalanmaya, Türk halkı yavaş yavaş dönüştürülmeye başlandı.

*

Türkiye’de uzun yıllar faaliyet gösteren Alman derin yapılanması, TSK içerisindeki anti-Amerikancı sol unsurlar ile teşriki mesai halindeydi.
TSK içerisindeki sol unsurlar ise Türkiye genelindeki sol örgütler ile irtibatlıydı.
İllegal sol terör örgütlerinin silahlarını ise yer altı dünyası sağlıyordu.
Yer altı dünyasının, yurt dışından silah temin etmesi ve Türkiye sınırlarından içeriye sokmasında Alman derin yapılanmasının önemli katkısı vardı.
Alman derin yapılanması Türkiye’deki sol örgütlerin teşkilatlanmasına, yurt dışına kaçmasına, Almanya’da saklanmasına da katkı sağlıyordu.

Hürriyet yönetimi, TSK’daki darbe yanlısı sol akımlar ve yer altı dünyası ile irtibatlanınca, bu yapılarla evvelce bütünleşmiş olan, Alman derin yapılanması da otomatikman bu organizasyona dâhil oldu.

Masonlar, TSK’daki sol unsurlar ve Alman derin yapılanmasının başını çektiği organizasyonun başlıca üç işlevi vardı.

* ABD yanlısı merkez sağ ve milliyetçi oluşumların yükselişini engellemek, bu doğrultuda siyaset yapan partilerin önünü kesmek, iktidara yükselmelerine mani olmak.

* Kültür, sanat, eğitim, siyaset vs. alanlarında anti-Amerikancı sol düşünceleri hâkim kılmak.

* TSK, istihbarat, bürokrasi, polis, üniversite kadrolarına ABD karşıtı solcuları yerleştirmek… Almanya yanlılarını iş dünyasında hâkim kılmak… Almanya yanlısı iş adamlarının maddi desteği ve reklam katkısı ile ana akım medya organları kurmak; bu medya organlarının ve TRT’nin sol görüşlü kadrolar tarafından yönetilmesini sağlamak.

Amerika, Türkiye’deki sağcı unsurlar üzerinde etkiliydi. Sağ unsurların zayıflatılması, sol unsurların güçlenmesi aynı zamanda Amerika’nın güç kaybetmesi Almanya’nın güç kazanması anlamına geliyordu.

Türkiye’de yaşanan sağ-sol çatışmaları zaman içerisinde şiddetlenip ülke sathına yayılınca; Masonlar, TSK’daki sol unsurlar ve Alman derin yapılanmasının oluşturduğu organizasyonda yeni ve köklü bir yapılanmaya gidildi.

Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) bünyesinde, Ünal İnanç adında istihbarat kökenli bir gazetecinin sorumluluğunda, özel bir ünite oluşturuldu.
Milliyetçi-muhafazakâr kişileri ve kurumları zor duruma düşürecek bilgi ve belgeler bu kurumda toplanarak, Ünal İnanç tarafından belirlenen, sol görüşlü yazarlara ve gazetecilere servis edilmeye başlandı.
Oluşturulan bilgi havuzuna Alman gizli servisi de dosya sağlıyordu.

Aydınlık gazetesinin ardı ardına yayınladığı gizli dosyalar işte bu kurumda toplanıyor ve Ünal İnanç aracılığı ile ulaştırılıyordu.
Uğur Mumcu’dan Emin Çölaşan’a kadar çok sayıda solcu yazar, Ünal İnanç’ın getirdiği istihbari bilgiler ve resmî belgelerle beslendi.
Uğur Mumcu ve Soner Yalçın gibi yazarların kitaplarındaki bilgiler-belgeler Ünal İnanç tarafından sağlandı.

Ünal İnanç’ın sağladığı bilgi ve belgelerle, milliyetçi muhafazakâr kesimler linç kampanyasına tabiî tutuldu. Kimileri Amerikancı, kimileri Atatürk düşmanı, kimileri laiklik karşıtı, kimileri şeriatçı diye damgalandı; rüşvetçi, hırsız, pornocu, alkolik, uyuşturucu satıcısı denilerek itibar suikastları düzenlendi.

Hürriyet’in sahibi Erol Simavi bu aralar hayatından endişe ettiği için, yurt dışı gezilerine çıkıyor, Türkiye’ye uzun süre uğramıyordu.
Gazetesini satmayı ise asla düşünmüyordu.
Hürriyet’in 30 Eylül 1989 tarihli nüshasında, “İnsan Hürriyet’ini satar mı? Satmaz!” demişti.

1993 yılı alışılmamış şekilde belalı başladı. Yılın ilk ayında gerçekleşen bir suikast sonucu Uğur Mumcu öldürüldü; ardından, Yahudi cemaatinin kilit isimlerinden Jak Kamhi’ye başarısız bir suikast düzenlendi. Kamhi saldırıdan yara almadan kurtuldu ancak bir süre sonra eski bakanlardan Adnan Kahveci ve Jandarma Genel Komutanı Eşref Bitlis ardı ardına şüpheli şekilde can verdiler.
Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın ani ölümünü Sivas Madımak katliamı, birkaç gün sonra da Başbağlar katliamı izledi.
Ateşkes ilan etmiş olan PKK aniden ateşkesi bozarak, dağıtım giden 33 silahsız Mehmetçiği şehit etti.
O sene önemli cinayetler ve büyük çaplı kanlı olaylar gerçekleşti.

Okuyabilenler için bu hadiselerin her biri ayrı bir mesaj yüklüydü.
Sene başında hayatını kaybeden Uğur Mumcu, Ünal İnanç’la irtibatlıydı. Sene sonunda şehit edilen Cem Ersever ise Soner Yalçın’a konuşmuştu; Soner Yalçın da Ünal İnanç’la irtibatlıydı.

Hayatının tehlikede olduğunu anlayan Erol Simavi bir daha memlekete dönmedi. O tarihte paha biçilemeyen Hürriyet gazetesi de tehlikedeydi. Erol Simavi, gazetenin yüzde 25 hissesini 93 yılı ortalarında Erol Aksoy’a sattı. Ancak, Alman derin yapılanması, ileride mesele yaşanmaması için, gazetenin Almanya bağlantılı bir iş adamına geçmesini istiyordu.
Erol Simavi, Hürriyet’in kalan hisselerin tamamını 94 yılında Aydın Doğan’a sattı ve temelli olarak İsviçre’ye yerleşti.

Erol Simavi, Hürriyet gazetesini Aydın Doğan’a satmasının ardından, üst rütbeli komutanların yönetiminde olduğu, Türk Silahlı Kuvvetleri’ni Güçlendirme Vakfı’na 3 milyon 100 bin dolarlık rekor bir bağışta bulundu.

MİT bünyesinde kurulan ve Ünal İnanç sorumluluğunda faaliyet gösteren yapı, sonraki yıllarda iyice gelişti. Artık, 90’lı yıllarda çoğalan, özel televizyonlara da servis yapıyorlardı.
28 Şubat dönemi organizasyon açısından altın yıl oldu. Koalisyon hükümetinin yıkılması için tüm hünerlerini sergilediler, oluşturulan haber dosyaları ardı ardına patladı, bu arada çuvallarla para harcandı.
Bu paralardan benim payıma da düştü. Soruşturmacı(!) gazeteci Uğur Dündar iyi hatırlar.

Almanların koordine ettiği grup aktif çalışma dönemindeyken, ABD orjinli gruplardan Fethullah Gülen Cemaati yurt içinde ve yurt dışında organize olma dönemindeydi.
AK Parti’nin iktidara gelmesi Fethullah Gülen cemaatinin önünü açtı, emniyet ve yargı teşkilatı başta olmak üzere TSK, istihbarat ve devlet bürokrasisinde önemli kademeleri ele geçirdiler.

2007 yılına erişildiğinde Fethullah Gülen Cemaati artık devlet içerisinde ayrı bir devlet kuruluşu hâlini almıştı. Nizamî devlet yapılanmasından daha güçlü, daha organize, daha aktif ve birbirlerine sımsıkı kenetliydiler.

Not: Cemaat yapılanmasının Almanya bağlantılı medya organizasyonuna yönelmesi ve parçalaması, Hürriyet gazetesindeki derin yapının tasfiye edilerek Sözcü gazetesine aktarılması bir sonraki yazıya kaldı.