İtalyan ekonomist Vilfredo Pareto ilkesine dayanan 80/20 kuralı uyarınca, ‘Birçok olaya sebep olan etkilerin yaklaşık %80’i, o olayla alakalı kılınabilecek nedenlerin %20’sinden dolayı kaynaklanmaktadır’. Azınlığın yasası tanımlamasıyla da bilinen ilke, değil sadece ekonomik alana, hayatın diğer safhalarına da adapte edilebilmektedir. İş dünyasında yaygınlıkla kabul edilmiş bu yaklaşım tarzının önemi, New York City’deki Wall Street’ten, London City ya da Beijing dahil global alandaki tüm finans ve yatırım merkezleri tarafından da benimsenmiştir.

ABD’nin politik, ekonomik ve askeri alanlar basta olmak üzere, dünya liderliği sıfatını muhafaza edebilme yönündeki kibirli manevraları, dengesini giderek yitirmekteyken; aynı amaçla ilerleyen Çin ve Rusya azmi için ise küresel arenaya yayılmış yepyeni iş fırsatları doğmuştur. İşte bu kesişme noktasında, karşılaştırma itibarıyla ‘Global alandaki ekonomik gelişmenin 2017 yılındaki 2.7 oranından; 2018 yılında 2.9 oranına ulaşması’ beklentili Dünya Bankası raporunu başlangıç alarak, geleceğe dair bereketin hangi ülkelerin öncülüğünde belirleneceğini değerlendirmek, çoğumuzun cebindeki yeşil Benjamin Franklin’leri arttıracaktır.

 Sosyo-Kapitalizmin yükselişi ve NDB…

Kalıplaşmış mantalitelerin çoktan geride bırakıldığı dönemimizde evvela, Sosyalizm ile Kapitalizmin bir arada yürümeyeceğini savunan kitlelerin ısrarları çoktan kırılmıştır. Çünkü başta Çin’in günümüzde başarıyla yaygınlaştırdığı finans/yatırım/ekonomik alandaki uygulamaları ve hemen yanı başta ilerleyen Rusya’nın doğudan parlayan güneşi ‘sosyo-kapitalizm’ kavramının dengeyle yürüyeceğini hem ispatlamış hem de meşhur BRICS’in kuruluş özünü oluşturmuştur.

Vesile itibarıyla 2001’de Brazil, Rusya, India, China katılımıyla bir araya gelen ülkeler, 2009’ da BRIC adı altında ilk resmi zirveyi gerçekleştirmiştir. Gruba 2010’da South Afrika’nın katılımıyla ise BRICS ismi bugünkü kalıbını almış; böylece ABD yaylımcılık gücüne karşı durabilecek sağlam bir blok da meydana getirilmiştir. Söz konusu birlik, hem üye ülkeleri arasında, hem de küresel alandaki politik, ekonomik, kültürel yatırımlar ile diğer kalkındırma projelerinin desteklenilmesi amacıyla oluşturulmuştur. Aynı grup tarafından hemen akabinde, amaçlanmış alandaki proje finanslarının desteklenilmesi niyetiyle, 2014 yılında Shanghai merkezli NDB (New Development Bank-Yeni Kalkınma Bankası) kurulmuştur. Bankanın kuruluşu, 2015’te resmen ilan edilmiştir. Finans çevresi spekülasyonları uyarınca, World Bank (Dünya Bankası) ile IMF’ye rakip olarak yapılandırıldığı öne sürülen NDB; konuyla alakalı dedikodulara titizlikle itiraz etmektedir. NDB, ilkeleri doğrultusunda, BRICS üyeleri dahil, gelişmekte olan tüm ülkelere, finans ve altyapı yatırımlarında kullanılmak üzere, kredi imkânları sunulacaktır. İlaveten banka, muhtemel tüm finans ve proje imkânlarını değerlendirmeyi; özel yatırım projelerini desteklemeyi; yatırım garantileri sağlamayı; hisse ve ortaklık gerektiren girişimlerde katılımcılık sunmayı; uluslararası-ulusal-sosyal ve ekonomik alanda geleceğe dair sürdürülebilir programlara arka çıkmayı ilke edinmektedir. Tıpkı World Bank ya da IMF’nin özlerinde yatan amaç gibi ve namı diğer -ABD ile AB liderliğindeki- tüm batı merkezli bankalar gibi.

Aynı esnada dikkatinizi çekerim, NDB’ın ilkelerindeki temel amaç, alakalı yatırımlardan BRICS üyelerinin maksimum düzeyde faydalanıyor oluşunu garantilemektir. Anlaşılacağı üzere, kurucusu ülkelerin yararına kesinlikle işleyecek yaklaşım beraberinde NDB, ‘Global alanda hatırı sayılır diğer kalkınma bankaları ile yine aynı doğrultudaki enstitüler arasında tavassut yapmayı; böylece global piyasalardaki faaliyet kapasitesi artışını garantilemeyi’ amaçlamaktadır. Yani 2017 yılı içerisinde$2.5 Milyar Dolar değerindeki uluslararası yatırım kredilerini onaylamayı amaçlamış banka, kurucularının ‘coğrafi konum, parasal ihtiyaçlar ve ekonomik ilkeleri’ yönünde hareket etmeyi sürdürecektir.

Dünya piyasalarını dengeleyecek(?) pozitif gücüyle NDB’ı kurmuş ülkelerin, aynı zamanda G20 ve bazı diğer birlik üyeliklerine de sahip bulunuşu unutulmamalıdır. Sözü edilecek yapılanmaların içerisinde de gerçekleştirilmiş yatırım projeleri dahil, BRICS grubunun ağırlık kuvveti, yerkürede geri kalan diğer tüm ülkelerin toplam yatırım gücü karşılığında %23 oranına yükselmiştir.

Bu önemli saptamada unutulmaması gerekecek en temel unsur, ‘Çin’in (ve hemen ardından Rusya’nın) batıya kıyasla daha büyük zaferlerle ivme kazanmaya başlamış ekonomik yaylımcılık taktiğidir’.

 Diğer yandan World Bank…

BRICS liderliğindeki ‘NDB ile ortak projelere girişebileceği ılımlılığı gösterdiğini vurgulayan’ World Bank, aynı konuyu kapsayan bir şartname dahi imzalamıştır. Şartname özeti uyarınca, her iki oluşum, aralarında ortaklaşa girişilebilecek işbirliği ve bazı altyapı projelerini kapsayan yatırımlara odaklanacaktır.  Kısacası, Çin’in (ya da diğer BRICS üyelerinin), herhangi bir bölgede gerçekleştireceği altyapı yatırımları, münasip sayılacak zamanlarda World Bank tarafından bile desteklenecektir. Lakin, NDB’ın faaliyet alanı kapsamlarındaki ağırlık gücü dikkate alınırsa, World Bank’ın BRICS ülkeleri tarafından yapılacak ekonomik yatırım sahalarında pek fazla hisse sahibi olamayacağı kesin iken; BRICS’in bazı batı projelerinde (hele World Bank ile IMF’nin gelişmekte olan ülkelere dair yapılacak yatırımlarda yetersiz kalışları sırasında), NDB hemen devreye girecektir. Bu hesaptan çıkarılır avantajı anlayanlar, lütfen anlamayanlara meseleyi tekrar anlatsın… Elbet tüm bunlara rağmen NDB, World Bank ya da IMF’nin küresel önem ve değerini değiştirmeyecektir. Yani malum kuruluşlar arasındaki ilişki, koordinasyon içerisinde işleyen dönüşümlerle devam edeceği gibi sadece, doğunun dikkatlice hesaplanmış egosu, batının boşluğa düşmüş emperyalizm rahatlığından yararlanarak yayılacaktır.

 Aktif Türkiye…

Gelişmeler üzerine, bu yıl BRICS üyeliği konusuyla alakalı değerlendirmeler yapacağını açıklayan Türkiye öte yandan, The World Bank Group (Dünya Bankası Grubu) ile aralarındaki partnerlik anlaşmalarını da yenilemiştir. İki taraf arasında akabinde, Country Parnership Framework (CPF) kararına varılarak, 2018-2021 döneminde, Türkiye ile alakalı kalkınma amaçlı konular belirlenmiştir: Özetle, ‘Mali idare alanlarında karşılaşılan zorluklarda CPF, hükümet çabalarını destekleyecek; finans sektörü, rekabet, özel yatırımlar ve yetersiz kalınmış alanlar, maliyet imkânlarıyla cesaretlendirilecek; hedeflenmiş sektörlerde rekabet ve iş olanakları gücü arttırılacaktır’.

Yine aynı yönde bir dayanışma ile ‘Türkiye’nin, sınırları içerisindeki fakirlik oranını azaltarak, ortak refaha erişilmesi alanındaki amacını’ destekleyecek program, iş ve işçi gücü katılımını arttırmayı; eğitim ve sağlık sektörlerindeki kapasiteyi genişletmeyi de hedeflemektedir. 

Türkiye’nin aynı bağlamda yaptığı anlaşmalarda, amacına ulaşacağı kesindir. Çünkü örneğin ortalama elli yıldan bu yana, World Bank Group üyesi International Finance Corporation, Türkiye özel sektörünü $14.2 Milyar Dolar değerindeki yatırımlarla desteklemiştir ve The World Bank Group açısından pozitif yatırım planı olarak değerlendirilen gelişmeler, TC hükümetinin 2014-2018 dönemli kalkınma programıyla da bağdaştırılmıştır.

Artık gerçek olan şu ki, Türkiye’nin doğu-batı ülkeleri arasındaki stratejik konumu, uluslararası alanda büyük bir avantaj olarak değerlendirilmektedir. Doğu-batı bağlamı itibarıyla 2017 yılı ortalarında, Türkiye Müteahhitler Birliği Başkan Yardımcısı Mehmet Şimşek, birlik genel toplantısında yaptığı konuşmasında ‘BRICS kapsama alanlı projelerinin getireceği imkânların değerlendirilmesi amacıyla – Türkiye’nin, New Development Bank (NDB)’a katılma ihtimalini göz önünde tuttuğunu’ vurgulamıştır.

Öte taraftan 2015’teki NDB bildirgesinde ‘Suriye iç savaşının Türkiye’yi -bahsedilen dönem itibarıyla- $12.5 Milyar Dolarlık bir masrafa soktuğu ve bankanın, Suriye iç savaşından özellikle etkilenmiş Türkiye, Mısır, Ürdün, Irak, Lübnan gibi ülkelere, kritik yardımlarda bulunmaya hazır olduğu’ açıklanmıştır.

Anlaşılacağı üzere, yerkürenin hangi bölgesine yönelik olursa olsun, akıllıca yapılacak yatırımlar söz konusu edildiğinde Türkiye, geleceğe dair neler yapacağını çok iyi bilmektedir. Bundan hiç şüpheniz olmasın.

Değerlendirmemizin ilk bölümünü meşhur bir Çin deyişiyle bitirirken, hepinize sağlık, mutluluk ve bereketle pekiştirilmiş yeni bir yıl diliyorum:

‘Ağaç fidanı dikmenin ilk uygun zamanı bundan yirmi yıl önceydi; ikinci uygun zamanı ise şimdidir’.