Sinem Özkan’dan bir film, bir tiyatro, bir kitap…
Sinem Özkan geçtiğimiz haftalarda vizyona giren Cebimdeki Yabancı filmi ile İzmir Devlet Tiyatrosunda oynanan Sandalım Kıyıya Bağlı oyunu ve John Perkins'ın kaleme aldığı "Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları’’ hakkında önemli değerlendirmelerde bulundu.
BİR FİLM...
Alooo
Sakladığınız bir sırrınız var mı ?
Geçtiğimiz hafta yeni neslin başarılı oyuncularını kadrosuna katarak vizyona giren Cebimdeki Yabancı filminde, teknolojinin nimetlerinden olan cep telefonlarının yaşamımıza girmesi ile başta kendimize sonra çevremize olan yabancılaşmamız kara mizah yolu ile ele alınmış.
Film, yedi eski arkadaşın akşam yemeğinde bir araya gelmesi ve yemek boyunca bir oyun oynamaya karar vermesi ile başlar. ‘’Herkes telefonlarını masaya koyacak, telefona gelen her mesaj ve bildirim yüksek sesle okunacaktır. Zaman ilerledikçe yeni sırlar ortaya çıkar, ilişki dengeleri altüst olur’’. Cebimdeki Yabancı’da çok yakın dostlar, aslında mükemmel yabancılar olduklarını keşfederler. Konu; toplumdaki yabancılaşmanın en güzel örneklerinden biri olan cep telefonlarının, bizleri yalnızca yabancılaştırmakla kalmayıp aynı zamanda yaşamımızı ele geçiren, duygularımızı körelten, kadın-erkek ilişkilerinin samimiyetsizleştirmesini sürükleyici ve çarpıcı bir dille anlatıyor.
Ferzan Özpetek’in yapımcılığında, Serra Yılmaz’ın yönetmenliğinde Türk filmlerinin arasına katılan Cebimdeki Yabancı; 2016 yılında İtalyan yönetmen Paolo Genovese'nin, ülkesinde gişe rekorları kıran ve ödülleri kucaklayan filmi Perfetti Sconosciuti nin türkçe versiyonu. Hakları Ferzan Özpetek tarafından satın alınan film 3 hafta gibi bir sürede çekilmiş.
Serra Yılmaz’ın ilk yönetmenlik deneyimi ve uyarlama bir proje olan Cebimdeki Yabancı’da konu samimi ve çarpıcı bir dille ele alınmış. Dar mekanda ve kalabalık kadro olmasına rağmen, oyuncuların profesyonelliği Serra Yılmaz’ın bu işin üstesinden gelmesini sağlamış. Bu da bize ‘’filmde başarının sırrı oyuncularda’’ dedirtiyor.
Teknolojilerde gizlenen yaşamlardaki insan ilişkilerini de sorgulayan filmin başlıca rollerini; Belçim Bilgin, Buğra Gülsoy, Çağlar Çorumlu, Leyla Lydia Tuğutlu, Serkan Altunorak, Şebnem Bozoklu ve Şükrü Özyıldız paylaşıyor.
Keyifli izlemeler.
BİR TİYATRO:
Aslında barış bir zeytin dalı uzaklığında…
SANDALIM KIYIYA BAĞLI
Ey insanlar! İki kez küsüp iki kez barışmaya bile vaktimiz yokken şunun şurasında, bu küçücük dünyaya kocaman bir savaş nasıl sığar?”
Barış kadar savaş da evrensel bir deneyim. Ve bu dünyanın en aziz ve en asil varlığı insan yüzyıllardır bu deneyimi deneylemeye devam ediyor, diyerek başlayalım anlatımımıza. Sınırlarımızın birkaç km ötesinde devam eden savaşa bakınca, Dinçer Sümer tarafından kaleme alınan ve 1986 yılında Abdi İpekçi Barış ve Dostluk ödülünü alan Sandalım Kıyıya Bağlı oyunun asla evrenselliğini kaybetmeyeceğini çok daha iyi anlıyoruz.
Aslında; savaşın konusunun değişmediğini, değişenin yalnızca yer-zaman ve insan profilleri olduğunu, konunun her zamanki gibi batı dünyasının ya da kısaca emperyalizimin aç ve asla dolmayacak, doldurulamayacak kadar büyük mide olduğunu biliyoruz. Ki bu mide yalnızca toprakları değil, insana ait ne varsa öğütmeye devam ediyor. Ya da çürüttüğünü zannediyor. İşte tam da böyle bir zamanda Sandalım Kıyıya Bağlı adlı sıcacık bir oyun karşımıza çıkarak barış-dostluk-aşk ve güvenmenin uzatılan bir zeytin dalı mesafesi kadar yakın olduğunu hatırlatıyor.
Büyük usta Dinçer Sümer’in kaleme alışından sonra defalarca oynanmış ve her oynandığında salonları coşturmuş, izleyicisini gözyaşları içinde bırakmış Sandalım Kıyıya Bağlı bu sezon İzmir Devlet Tiyatrosunun güçlü kadrosu ile uzatıyor zeytin dalını. 90 dakika boyunca duygu selinin aktığı oyunda rolleri Tomris Çetinel, Mustafa Şen, Özkan Gezgin, Zeynep Nutku, Mesure Tahir, Deniz Burak Mersinli, Gizem Cessur, Selda Bakırtaş, Cihan Gireyhan, Semih Özbilgi, Tolga Erk, Gizem Karasu, Emrah Şenışık, Hüseyin Kayar, İlke Can, Fulya Gezici, Salih Köküz, Hazal Eylem Özay paylaşıyor.
Yönetmen Murat Çıdamlı’nın büyük bir özen ile seçtiği kadroda, her bir oyuncu için cuk oturmuş sözünün buluştuğu oyun diyebiliriz. Sandalım Kıyıya Bağlı’da anlatıcı rolü ile karşımıza çıkan Tomris Çetinel’in profesyonelliği tartışılmazken Namazgahlı Şükrü rolü ile karşımıza çıkan Özkan Keskin’in samimi, sevgi dolu oyunculuğu, Zeynep Nutku’nun tartışmasız performansı, Alekos’a hayat veren Mustafa Şen’in yaşattığı şiirsel karakteri, birden fazla rol ile karşımıza çıkarak üstlendiği her rolü fazlası ile yaşatan genç kadrodan İlke Can’ın daha yolun başında iken bile ‘’gelecekteki sağlam oyuncular arasında’’ olacak dedirten oyunculuğunu ayakta alkışlıyoruz.
Her şeyden bahsettik de oyunun konusunu sona bıraktık. Hiç de uzak olmadığımız hem görsel hem de yazılı basında benzeri örneklerini izlediğimiz, okuduğumuz-aşina olduğumuz bir konu var karşımızda. Türk-Yunan ilişkileri. ‘’Yıllardır üzerine defalarca yazılar yazılan, filmlere- tv dizilerine konu olan, yüzyıllar boyu kardeşçe yaşarken siyasi, ekonomik ve politik çıkarlar için onları kan bağı kadar yakın tutan değerlerinin yok edilmeye çalışıldığı iki ulus. Oyun, Osmanlı İmparatorluğu’nun sahip olduğu zenginliklere göz diken Batı uygarlığının imparatorluğu yıkmak için kışkırtarak düşman etmeye çalıştığı Anadolu topraklarının emanetçileri’ ni biri Türk, diğeri Rum iki Anadolu gencinin dostluğunda anlatıyor.’’
Murat Çidamlı 90 dakika boyunca izleyicini sahne dinamiğinden bir dakika bile koparmadan, konuyu şiir, dans ve efektler ile besleyerek görsel şölene dönüştürmüş ve tersinlemeler ile güldürü öğesini buluşturulup, simgesel öğeler ile farklı algılar oluşturmuş. Sandalım Kıyıya Bağlı deneyimli oyuncu kadrosu ve tekniği ile; epik tiyatronun seyircisi ile muhteşem buluşmanın en güzel örneklerinden biri olurken ‘’başrolü yönetmen kapmış’’.
Son söz;
Dünya var oldukca ülkelerin siyasi-politik, ekonomik çıkarlar üzerine var olan savaş oyunlarının insanlık üzerinde yarattığı yıkımları, göçleri bir kez daha düşünelim diyor siyasetçilerimizi oyunu izlemeye davet ediyorum.
Sandalım Kıyaya Bağlı da tüm emeği geçenleri yürekten kutlarken, eğer bilet bulabilirseniz oyunu kaçırmayın derim.
Bu arada oyunun kısa süre sonra turneye çıkacağının da müjdesini şimdiden vermek isterim. İyi izlemeler. Alkış kıyamet olsun İzmir Devlet Tiyatrosu.
BİR KİTAP:
Küresel imparatorluğun diyetini 3. dünya ülkeleri ödüyor.
BİR EKONOMİK TETİKÇİNİN İTİRAFLARI-John Perkins
Ekvador’ un borç yükünden kurtulmak için tek şansı yağmur ormanlarını petrol şirketlerine satmaktı. Ama ne yazık ki Ekvador bir istisna değildi. Pek çok geri kalmış ya da incelterek söyleyelim 3. Dünya ülkesi küresel imparatorluğun şemsiyesi altına girerek benzer akıbete uğradı.
Yukarıda ki paragraf yeterince dikkatinizi çekti mi? Çekmiş ve bir yerlerden anımsıyor iseniz ya muhtemelen bu kitabı okudunuz ya da küresel hesaplaşma yapılan sorunlara duyarlısınız. Yok, bu güne dek bu konu ile alakam olmadı ben önüme bakarım dediyseniz bile bundan sonra önünüzde var olan, var olmaya devam edecek ekonomik tetikçilerin size layık gördüğü bir yaşama imza atmak üzeresiniz ve kontrolsüz hale gelen bir sistemin parçası olmaya hazırsınız.
Az-çok konusundan bahsedeceğim bu ay ki kitabımız ’’ Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları’’ hayal ürünü bir roman değil. Yazarı Johan Perkins’in defalarca yazmaya karar verip kendini durdurduğu, vicdanı ile savaşını tamamladıktan sonra ABD de uzun süre yayımlayacak yayınevi bulamadığı her defasında para ve gücün kazandığı mutlu sona bir türlü erişilemeyen bir itirafname.
Okuyuculara bir romanı, bir öyküyü, bir belgeyi, incelemeyi hatta bir oyun metnini anlatmak, önerilerde bulunmak eleştirmek çok da zor değil. Okuduğunuz her metnin girişi-gelişmesi ve bir sonucu var. Ancak bu kitabı okurken her satırda sizlere bunu nasıl anlatacağım sürekli kafamı kurcaladı. Önce alıntılar yaparım dedim. Ardından romansı bir dil kullanırım diye düşündüm, olmadı kendimi bu tetikçini yerine koyar dilim döndüğünce yazarın ağzından aktarırım dedim. İtiraf etmeliyim ki küresel yükleri hafifletmek, kandırmaca tehditleri yumuşatarak aktarmak hiç de kolay olmadı.
Söze ekonomik tetikçi kitabının yazarı John Perkins in ağzından itiraflarla başlayalım.
Perkins; “Kendi otomobilini üretemeyen ülkeye borç verip otobanlar yaptırırız. Sonra onlara arabalarımızı satarız. Sonra bankalarını satın alırız. O bankalardan halka ucuz krediler verip daha çok araba almalarını sağlarız. Böylece verdiğimiz o krediyi arabamızı satarak geri alırız, hem de faiziyle.
O ülkeye dünya bankası ya da kardeş kurumlardan kredi ayarlarız. Ayarlanan kredi “ASLA” o ülkenin hazinesine gitmez. O ülkede ‘proje‘ yapan bizim şirketlerimizin kasasına girer. Enerji santralleri, sanayi alanları, limanlar, dev havayolları yapılır. Aslında insanların işine yaramayan bir yığın beton. Bizim şirketlerimiz kazanır o ülkedeki birileri de nemalandırılır. Toplum bu düzenekten hiçbir şey kazanmaz. Ama ülke büyük bir borcun altına sokulmuş olur. Bu o kadar büyük bir borçtur ki ödenmesi imkânsızdır. Plan böyle işler. Sonunda ekonomik danışmanlar/tetikçiler olarak gider onlara deriz ki; “Bize büyük borcunuz var ödeyemiyorsunuz. O zaman petrolünüzü satın, doğal gazınızı bize verin, askeri üslerimize yer gösterin, askerlerinizi birliklerimize destek olmaları için savaştığımız bölgelere gönderin, Birleşmiş Milletler de bizim için oy verin! Elektrik su kanalizasyon sistemlerinizi özelleştirin! Onları Amerikan şirketlerine ya da diğer çok uluslu şirketlere satın…” Sosyal hizmetleri, teknik sistemleri, eğitim kurumlarını, sağlık kurumlarını hatta adli sistemleri ele geçiririz. Bu, ikili, üçlü, dörtlü bir darbeler serisidir” diye itirafları özetler.
Yoksul ülkelere yardım adı altında verilen borçların o ülkelerin çocuklarının ve gelecekteki nesillerin salt borçlarını ödemek adına nasıl rehin alındıklarını ve dünya liderlerinin onların yaşam kaynaklarını talan ederek ticari çıkarları için genelev politikası uyguladıklarını açıkça ortaya döker.
Dünya üzerindeki ekonomik tetikçilerden bizim ülkemizde de fazlası ile var olduğuna inanan biri olarak; kendilerini ET olarak tanımlayan bu yüksek ücretli profesyoneller, ekonomik küreselleşme sürecini hızlandırarak siyasal ve toplumsal düzeni de alt-üst etmekte. Türkiye’ye hiç uğramamış Johan Perkins’in; ülkemiz için de bir uyarısı var. ‘’ 12 Eylülden sonra ülkenizde de ekonomik tetikçilerin çok olduğuna inanıyorum.’’ Bir cümle olarak okunan bu satırın altın da aslında uzun yıllara dayanan gerçekler var. Peki, kaçımız bu farkındalığı yaşıyoruz, sinir uçlarımızı zorlayan bu ekonomik operasyon bize terör olarak yansımış olamaz mı? Bu bir kurtuluş savaşı ise; sistemi kurtarmaya çalışanları itibarsızlaştırmaya da çalışmıyorlar mı? Fetö belasını başımıza kimler sardı? Benzeri sorularımızı çoğaltarak içinde bulunduğumuz durumu analiz edebiliriz.
Johan Perkins 3 kitabından biri olan Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları hala uyuyanları uyandırmak adına güçlü bir itiraf. İyi okumalar.